PAHSSc, Nadir Hastalıklar Gününü Destekliyor

EİSENMENGER SENDROMUNUN TARİHÇESİ - ARŞİDÜK FRANZ FERDİNAND - BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI! - 2024.07.02

Eisenmenger Sendromunun Tarihçesi - Arşidük Franz Ferdinand - Birinci Dünya Savaşı!

 

Dünyanın Kader Anı

 

ÖZET

 

  • Arşidük Franz Ferdinand, Habsburg tahtının muhtemel varisiydi; ancak hanedana göre "eşdeğer soylu" sayılmayan ve sarayda nedime olarak görev yapan Sophie Chotek'e duyduğu aşk nedeniyle başka biriyle evlenmeyi kesinlikle reddetti. Sarayın dayattığı morganatik evlilik uzlaşısı kapsamında Franz Ferdinand taht sırasını korurken, Sophie ve çocukları veraset haklarından çıkarıldı.[30][23]
  • 1878 Berlin Antlaşması'nın ardından Bosna-Hersek'in fiilen Avusturya-Macaristan yönetimine geçmesi ve 1908'deki resmi ilhak, Balkanlar'da Sırp milliyetçiliğini körükleyen karmaşık bir siyasi zemin yarattı.[49][17]
  • 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da düzenlenen ziyarette Kara El örgütünün planladığı suikast girişimleri önce bombalı saldırıyla başladı; bomba hedefi ıskaladı ve suikastçı yakalandı.[5][2] Franz Ferdinand ve Sophie, başarısız bombalı saldırıya rağmen programı sürdürerek yaralıları ziyaret etmeye karar verdi; bu karar, birkaç saat sonra Gavrilo Princip'in yakın mesafeden açtığı ateşle ikisinin de hayatını kaybetmesiyle ölümcül bir karşılaşmaya dönüştü.[8]
  • Dünyanın kaderini değiştiren bu olayın ardından zihinleri meşgul eden tek bir soru kalır: Franz Ferdinand'ın kişisel doktoru kimdi? 1895'ten 1914'e kadar saray hekimi olarak görev yapan, dönemin laringoloğu (gırtlak hastalıkları uzmanı) ve günümüzdeki karşılığıyla Kulak Burun Boğaz uzmanı olan Avusturyalı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932), yalnızca Franz Ferdinand'ın kişisel doktoru olarak değil, aynı zamanda tıp tarihine adını veren bir sendromun da kaşifi olarak anılır.[56][18]

 

Bu özetin ardından, şimdi aynı olayları daha ayrıntılı ve kronolojik bir anlatımla inceleyelim.

 

ANA METİN

 

1. Franz Ferdinand, Trializm ve Bosna Bağlamı

 

İmparator I. Franz Joseph’in (1830–1916) tek oğlu ve veliahtı Prens Rudolf’un (1858–1889) 1889 yılındaki intiharı, Habsburg hanedanının veraset düzenini kökten değiştirdi. Tahtın varisliği önce İmparator’un kardeşi Karl Ludwig’e (1833–1896) geçti. Karl Ludwig’in 1896’da hayatını kaybetmesinin ardından ise en büyük oğlu ve İmparator I. Franz Joseph’in yeğeni Arşidük Franz Ferdinand (1863–1914), Habsburg tahtının muhtemel varisi konumuna yükseldi.[24

 

İmparatorun ardından tahta çıkması beklenen kişi olarak Franz Ferdinand, çok uluslu imparatorluğun gelecekteki iç ve dış politikasını etkileyebilecek en önemli figürlerden biri haline geldi. Yaşamı çoğu zaman 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da uğradığı suikastla hatırlansa da, hem Habsburg siyasetini hem de savaş öncesi Avrupa’daki güç dengelerini anlamak açısından merkezi bir figürdü.[51][25]

 

Franz Ferdinand, imparatorluğu daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmayı hedefliyordu. Bu doğrultuda, katı merkeziyetçi yapıyı gevşeterek farklı etnik unsurların daha geniş siyasal temsil ve sınırlı özerklik kazandığı federal bir idari modeli savunuyordu.[50] Muhtemelen gençliğinde (1892-1893) gerçekleştirdiği dünya seyahati sırasında tanık olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nin federal yapısı ve etrafındaki reformcu çevreler tarafından geliştirilen federalist vizyon, özellikle 1906 yılında Aurel Constantin Popovici (1863-1917) tarafından hazırlanan "United States of Greater Austria" (Büyük Avusturya'nın Birleşik Devletleri) önerisiyle somutlaşmış ve bu siyasi programının şekillenmesinde etkili olmuştur.[52][20] Bu yaklaşım, tek bir merkezden katı biçimde yönetilen yapı yerine, imparatorluk bünyesindeki ulusların belirli alanlarda kendi kendini idare edebildiği daha esnek bir federal yapılanma anlamına geliyordu. Özellikle Çekler ile Güney Slavlar için —yani daha sonra kelime anlamıyla “Güney Slavların ülkesi” olan “Yugoslavya” çatısı altında bir araya gelecek Sırp, Hırvat ve Sloven toplulukları açısından— böyle bir yeniden yapılanma öngörüyordu.[25][38]

 

Franz Ferdinand, reformist fikirleri ile Almanya’ya yakın ittifak politikasını benimsemesine rağmen savaşa karşı takındığı mesafeli ve temkinli tutumun birleşmesi sonucu tartışmalı bir figür haline geldi.[45] Kişisel doktoru, yazdığı biyografik eserinde bu duruma dikkat çekerek: "Onun ölümü, hayatı boyunca karşı çıktığı bir politikanın trajik sonucu oldu." gözleminde bulunur."[3 s. 266] Nitekim Alman İmparatoru II. Wilhelm ile kurduğu samimi kişisel dostluk sayesinde Berlin’le ilişkileri güçlendiren Arşidük, bu ittifakı bir saldırı aracı olarak değil, Rusya’ya karşı caydırıcılık ve imparatorluğun iç istikrarını koruma unsuru olarak değerlendiriyordu. Pragmatik bir askeri şahsiyet olan Franz Ferdinand, büyük çaplı bir Avrupa savaşının çok uluslu Habsburg İmparatorluğu’nu parçalayacağını öngörüyordu. Bu denge politikasıyla sağlığında Genelkurmay Başkanı Conrad von Hötzendorf’un sıkça dile getirdiği agresif savaş planlarını kararlılıkla dizginleyerek ülkesini, Avrupa’nın her an patlamaya hazır kazanında savaşa hazır ancak savaştan uzak tutmayı başardı.[9][24]

 

Öte yandan, 1878 Berlin Kongresi sonrasında bağımsızlığını kazanan Sırbistan çevresinde gelişen Güney Slav milliyetçiliği, Franz Ferdinand’ın reform projelerine büyük bir kuşkuyla yaklaşıyordu. Arşidük, Habsburg İmparatorluğu içindeki Slav halklara daha geniş haklar ve siyasal temsil verilmesini öngören üçlü monarşi (trialist) düzenini savunuyordu. Sırp milliyetçi çevreleri ise Franz Ferdinand’ın bu trialist projelerinin, Güney Slavları Habsburg monarşisi içinde tutarak Yugoslavya idealini — yani Sırbistan öncülüğündeki Güney Slav birleşmesini — zayıflatacağından endişe ediyordu.[17][24]

 

Benzer şekilde, imparatorluk içindeki Macar elitleri trialist reformların 1867 Uzlaşması’yla elde ettikleri ayrıcalıklı konumu sarsmasından kaygı duyarken, Viyana’daki merkeziyetçi ve muhafazakar bürokratik çevreler de monarşinin mevcut siyasal dengesinin bozulmasından korkuyordu. Böylece Franz Ferdinand, hem dışarıda Sırp milliyetçilerinin hem de içeride Avusturya-Macaristan’daki mevcut güç dengelerini korumak isteyen statükocu çevrelerin hedefi haline geldi; bu durum onu imparatorluk içinde giderek yalnızlaşan bir siyasal figüre dönüştürdü.[50][44][24]

 

1906 yılına gelindiğinde, 76 yaşındaki İmparator I. Franz Joseph’in ilerleyen yaşı nedeniyle imparatorluğun giderek karmaşıklaşan siyasi, diplomatik ve askeri meseleleriyle eskisi kadar yakından ilgilenmesi zorlaşmaya başlamıştı. İmparator ile veliaht arasındaki ilişkiler zaten gergin seyrederken, Franz Ferdinand’ın uzun süreli çabaları sonucunda Franz Joseph ona bir Askeri Özel Daire (Militärkanzlei, Kançılarya) kurma izni verdi. İmparatorun zaten kendi askeri kalemi (şansölyeliği) bulunmasına rağmen, Franz Ferdinand’ın da kendisine bağlı bağımsız bir askerı büro oluşturması, veliaht sıfatıyla devlet işlerine daha doğrudan müdahil olmasına imkanı sağladı. Bu ortamda 42 yaşındaki veliaht Franz Ferdinand, güçlü iradesi, müdahaleci karakteri ve özellikle dış politika ile ordu meselelerine duyduğu yoğun ilgi sayesinde devlet yönetimi üzerinde giderek artan bir nüfuz kurdu. Saray çevresi, askeri kadrolar ve dış politika üzerindeki etkisi zamanla genişleyen Franz Ferdinand, Almanya ile ilişkilerden Balkan politikasına, Rusya ve Sırbistan’a yönelik stratejilerden ordunun modernizasyonuna kadar birçok kritik konuda imparatorluk siyasetinin yönünü etkileyen başlıca figürlerden biri haline geldi. Bu nedenle Habsburg monarşisinin geleceği, büyük ölçüde onun siyasi tercihleri ve sağlık durumuna bağlı hale geliyordu.[24][36][25]

 

Habsburg hanedanının, tahtın geleceği açısından Franz Ferdinand’ın sağlığına duyduğu hassasiyet, onun çocukluk yıllarına kadar uzanıyordu. Henüz yedi yaşındayken annesi İki Sicilya Prensesi Maria Annunciata (1843-1871), ileride kendisinin de mücadele edeceği tüberküloz (verem) nedeniyle hayatını kaybetmişti. Nitekim 1890’ların ortasında henüz yirmili yaşlarının sonlarındayken Franz Ferdinand’ın akciğer tüberkülozuna yakalanarak ölüm döşeğine düşecek kadar ağırlaşması, saray çevrelerinde veliahtlık görevini sürdüremeyeceğine ilişkin kaygıları artırdı. Bu nedenle taht için kardeşi Arşidük Otto Franz’ın (1865–1906) hazırlanması gerektiği yönünde beklentiler ortaya çıktı. Ancak Otto’nun skandallarla anılan ciddiyetsiz yaşam tarzı, onu hanedan açısından güven veren bir veliaht adayı olmaktan uzaklaştırıyordu. Dahası, 1906 yılında henüz 41 yaşındayken sifiliz (frengi) hastalığından ölmesi, hanedan çevrelerinde onun neden uygun bir veliaht adayı olarak görülmediğini açık biçimde ortaya koydu.[23][24][51]

 

Bu kritik dönemde Franz Ferdinand'ın sağlığı, yalnızca şahsi bir mesele olmaktan çıkıp monarşinin devamını doğrudan ilgilendiren siyasal bir soruna dönüşmüştü. Saray, veliahdın akciğer tüberkülozuyla mücadelesini yürütecek en yetkin tıbbi desteği ararken dönemin Viyana tıp çevrelerinde tartışmasız bir otorite olarak kabul edilen Viyana 3. Tıp Kliniği Direktörü Profesör Leopold Schrötter'e (1837–1908) başvurdu. Göğüs hastalıkları ve laringoloji alanlarında Avrupa çapında tanınan Schrötter, bu görev için kendi asistanları arasından genç fakat sıra dışı bir hekimi saraya önerdi.[18] Bu teklif, genç hekim için yalnızca mesleki bir terfi değil, aynı zamanda kendi kırılgan sağlığı açısından da beklenmedik bir çıkış yoluydu. Çocukluğundan beri zayıf bir bünyeye sahipti; 1.93 metreyi bulan alışılmadık boyu ve Viyana kliniğindeki yoğun, enfeksiyon riskleri yüksek çalışma temposu onu giderek daha fazla yıpratıyordu. Temmuz 1895’te geçirdiği ağır bir hastalık nöbeti, üniversitede kariyer yapma yönündeki tüm ‘iddialı planlarını’ neredeyse sona erdirmişti; bu nedenle Schrötter’in onu saray hekimliği görevine önermesi hem sağlığını koruma hem de mesleki varlığını sürdürebilme bakımından cazip bir çıkış yolu sundu.[56]

 

1895'te saray hekimi olarak göreve başlayan bu isim, uyguladığı disiplinli tedavi protokolü, katı yaşam düzeni ve kesintisiz tıbbi gözetim sayesinde veliahdın sağlığını kararlı bir süreç içinde yeniden kazandırdı. 1898’e gelindiğinde Franz Ferdinand’ın tüberkülozdan tamamen kurtulduğu kabul edildi ve ancak bundan sonra resmen yeniden veliaht ilan edilebildi.[56][24]

 

Bu tarihten Saraybosna'daki suikaste kadar geçen on dokuz yıl boyunca ikili, birbirine benzer mizaçlarının kaçınılmaz kıldığı gergin ama sağlam bir ilişki sürdürdü. Emir vermeye alışkın, boyun eğmeye yatkın olmayan arşidük, karşısında en az kendisi kadar inatçı ve sarsılmaz bir tıbbi otoriteyle yüzleşmek durumundaydı. Doktor ise bu gerilimi tek bir cümleyle etkisiz kılıyordu: "Emir veren ben değilim, hastalıktır; ben yalnızca onun tercümanıyım." Franz Ferdinand, kendi sağlığı ve hanedanın geleceği söz konusu olduğunda bu otoriteyi kabul etti; Schrötter'in kendisini emanet ettiği hekimin tavsiyelerine suikaste uğradığı son güne kadar bağlı kaldı.[56]

 

2. Franz Ferdinand İçin 28 Haziran: Bir Tarihten Fazlası

 

Habsburg tahtının veliahdı Arşidük Franz Ferdinand, güçlü iradesi ve kararlı kişiliğiyle tanınan bir isimdi.[4] Ancak sarayla yaşadığı ciddi çatışmaların temelinde, hanedan kurallarına göre soyluluğu "denk" kabul edilmeyen Kontes Sophie Chotek’e (1868–1914) duyduğu aşk yatıyordu. Bu aşk uğruna katı protokol ve geleneklere meydan okuyan Arşidük, gerekirse tahttan feragat etmeye dahi hazır olduğunu açıkça belirtti.[39]

 

Avrupa'da savaş bulutlarının toplandığı o kritik dönemde, hanedanın geleceği derin bir belirsizliğe sürüklenmişti. Veliahtlık için gerekli vasıfları taşıyan tek geçerli aday olarak Arşidük Otto'nun oğlu ve Franz Ferdinand'ın yeğeni, henüz 13 yaşındaki Karl (1887–1922) öne çıkıyordu. İmparatorluğun geleceği için "tek umut vaat eden yedek" olarak görülen bu genç adayın yaşının küçüklüğü, imparatorlukta derin bir krize neden oldu. [51] Saray, hanedanın devamlılığını ve veraset düzenini korumak için bir çıkış yolu aradı ve uzun müzakerelerin ardından 1900 yılında morganatik evlilik uzlaşısını gündeme taşıdı.[30][23]

 

Burada tarih sayfalarında çok çarpıcı, adeta kaderin bir cilvesi dedirtecek bir tesadüf saklıdır: 28 Haziran. Franz Ferdinand'ın hayatının en kritik dönemeçlerinden ikisi, görünmez bir el tarafından hep bu özgün (spesifik) güne mühürlenmiş gibidir.[45] Sophie Chotek ile evlenmek için sarayla yürüttüğü uzun ve yıpratıcı mücadele nihayetinde bir zafere dönüşmüş; ancak bu zafer, ağır bir bedelin gölgesinde kalmıştı.Takvimler 28 Haziran 1900 Perşembe'yi gösterdiğinde Franz Ferdinand, büyük aşkı Sophie Chotek uğruna Habsburg hiyerarşisi önünde aşağılayıcı bir sınav veriyordu.[43] Hofburg Sarayı’nda arşidükler, bakanlar ve din adamlarının huzurunda imzalanan feragatnameye göre Sophie, hiçbir zaman imparatoriçe ya da arşidüşes unvanı taşıyamayacak; çocukları Habsburg hanedanı üyesi sayılmayacak ve taht üzerinde hiçbir hak iddia edemeyecekti. Franz Ferdinand, düğün günü henüz doğmamış çocukları adına imparatorluk ailesinin üyeliğinden ve tüm ayrıcalıklarından resmen vazgeçmek zorunda kaldı. Bu evlilikten doğan torunları bugün Hohenberg soyadıyla yaşamaktadır. Böylece Franz Ferdinand veliahtlık sırasını korumayı başardı, ancak kurduğu aile hanedanın resmi statüsünün tamamen dışında bırakıldı.[51]

 

Franz Ferdinand’ın çocukları, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yetimleri oldular.

Not: Görselin orijinali Wikipedia’dan alınmış olup yapay zeka kullanılarak dijital olarak işlenmiştir.

 

Bu evlilikten üç çocuk dünyaya geldi: Sofie (1901–1990), Max (1902–1962) ve Ernst (1904–1954). Üçü de annelerinin soyadıyla von Hohenberg adını aldı. 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da anne ve babalarını kaybeden çocuklar, sırasıyla 12, 11 ve 10 yaşlarında yetim kaldılar. Ebeveynlerinin ölümü Birinci Dünya Savaşı’nın doğrudan başlamasına yol açtığından, tarihçiler anne ve babalarını savaşın ilk kurbanları, geride kalan üç kardeşi ise sembolik olarak “Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yetimleri” olarak anmıştır. [41]

 

Franz Ferdinand, böylesi katı hanedan kurallarının bedelini hem kendisi hem de kurduğu aile çok ağır bir şekilde öderken, bu sistemin yapısal sorunlarını da derinlemesine fark etmişti. Sağlığını emanet ettiği ve zaman zaman dert ortağı olarak gördüğü sıradışı doktoruna, Habsburg hanedanında evliliklerin aşırı akrabalık nedeniyle sorunlu olduğunu açıkça dile getirmişti. Kendi seçtiği bir eşle mutlu bir hayat kurmak istemesinin altında yatan nedenlerden birini de şu sözlerle açıklamıştı: Bizim gibi insanlar birine gerçekten değer verdiğinde, soy ağacında mutlaka evliliğe engel olacak küçük bir ayrıntı bulunur; böylece ailemizde karı koca yirmi kez birbirleriyle akraba çıkar, bunun sonucu da çocukların yarısının aptal ya da epileptik olmasıdır.” [30][40][46]

 

Bu sözler yalnızca kişisel bir isyanın değil, dönemin Avrupa monarşilerinde köklü bir yapısal sorunun dile gelişiydi. Hanedanlar arasındaki dar evlilik ağı, siyasi ittifakları pekiştirme amacı taşısa da biyolojik bir bedel ödetiyordu: Yakın akrabalar arasındaki tekrarlayan evlilikler, kalıtsal hastalıkların ve bilişsel bozuklukların kuşaktan kuşağa aktarılmasını kaçınılmaz kılıyordu. Bu durum yalnızca tıbbi bir sorun olmanın ötesine geçerek yönetim kapasitesiyle doğrudan ilgili bir siyasi meseleye dönüşüyordu. Zira bir ülkenin kaderini belirleyecek en üst makama kimin geçeceği, bireysel yetenek ya da liderlik niteliklerine göre değil, yalnızca soy zincirine göre tayin ediliyordu. Başka bir deyişle, bu sistem milyonlarca insanı ilgilendiren kararların alınacağı tahtı; doğuştan gelen ayrıcalık adına yönetme becerisinden yoksun kişilere emanet edebiliyordu. Franz Ferdinand'ın eleştirisi tam da bu noktada tüm ağırlığıyla anlam kazanmaktadır: Hanedanlık geleneği, kendi sürekliliğini sağlamaya çalışırken aslında yönetme yetkinliğini tehlikeye atıyordu.[42][46]

 

3. Bosna’da Kırılgan Denge ve 28 Haziran Saraybosna Ziyareti

 

1878 Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti (1299-1922) için Balkanlar’daki hakimiyetin fiilen sona erdiğini, ancak hukuken sürdüğünü gösteren bir dönüm noktası oldu. Bu antlaşma ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (1867-1918), Osmanlı toprağı sayılan Bosna Vilayeti’ni işgal ve yönetme yetkisini kazandı. Böylece Bosna’da Osmanlı egemenliği nominal, yani yalnızca “kağıt üzerinde” kalırken, gerçek güç tamamen Viyana’nın eline geçti.[49][5]

 

Aynı süreçte Balkanlar’ın siyasi haritası yeniden şekillendi. Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlıkları resmen tanındı, Romanya’nın bağımsızlığı onaylandı ve Bulgaristan Osmanlı’ya bağlı özerk bir prenslik haline getirildi. Bu düzenlemeler, bölgede hem karmaşık hem de kırılgan bir yapı ortaya çıkardı. Özellikle Sırbistan’ın bağımsızlığını kazanması ve Slav milliyetçiliğinin hızla yükselmesi, Balkanlarda gerilimi artırdı. Ortaya çıkan bu istikrarsız zemin, yıllar sonra Saraybosna Suikastı ile patlak veren olayların ve nihayetinde I. Dünya Savaşı’nın başlamasına giden süreci hazırlayan en önemli nedenlerden biri oldu.[17][49]

 

1908 yılında Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından resmen ilhak edilmesi, bölgedeki Sırp milliyetçileri açısından büyük bir provokasyon olarak algılanmış ve derin bir infial yaratmıştı.[5][12] Bu gergin atmosferde, 1913 yılında İmparator Franz Joseph, Ordu Başmüfettişi sıfatıyla Arşidük Franz Ferdinand'a Haziran 1914'te Bosna'da gerçekleştirilecek geniş kapsamlı askeri tatbikatları bizzat denetleme görevini verdi.[17][36]

 

Başlangıçta plan yalnızca askeri manevraların izlenmesinden ibaretti; ancak daha sonra program genişletilerek Franz Ferdinand ve eşi Düşes Sophie'nin 28 Haziran'da Bosna'nın idari merkezi Saraybosna'yı resmi olarak ziyaret etmesi kararlaştırıldı. Böylece Haziran sonundaki dağ tatbikatları askeri bir güç gösterisine dönüşürken, hemen ardından gelen Saraybosna ziyareti protokolün ötesine geçerek imparatorluğun bölgedeki varlığını ve otoritesini pekiştirmeyi amaçlayan sembolik bir mesaja dönüştü.[17][4][8]

 

Ziyaretin kişisel bir anlamı da vardı. Gezi, Franz Ferdinand’ın Sophie ile evlenebilmek için imparatorluk huzurunda her şeyi göze alarak çocuklarının taht haklarından vazgeçtiği meşhur feragat belgesinin 14. yıldönümüne denk geliyordu. Bu nedenle Saraybosna ziyareti aynı zamanda çiftin bir nevi evlilik yıldönümüydü.[2][43]

 

4.  Vidovdan'ın İki Yüzü: Kışkırtma mı, Körlük mü?

 

Bu tarihin ulusal hafızada taşıdığı derin anlam göz önüne alındığında, suikastın Vidovdan’a denk getirilmesi iki farklı bakış açısından yorumlanabilir.[48][17]

 

Bosna-Hersek’in ilhakından sonra bölgede tırmanan Habsburg karşıtlığı ve keskinleşen Sırp milliyetçiliği, Saraybosna seyahatini baştan itibaren oldukça tehlikeli bir hale getirmişti. Franz Ferdinand artan tehditler nedeniyle geziyi iptal etmek istese de, İmparator Franz Joseph’in baskısıyla gitmek zorunda kaldı.[41]

 

Ziyaret kesinleşince Arşidük, bu mecburi görevi stratejik bir hamleye dönüştürmeye karar verdi. Siyasi açıdan Avusturya-Macaristan’ın ikili yapısını dönüştürmeyi hedefleyen “Trializm” projesi doğrultusunda Güney Slavların (Hırvat, Sloven, Sırp) statüsünü yeniden yapılandırmayı hedefliyordu. Bu ziyareti de bölge halkıyla doğrudan bağ kurmak için önemli bir fırsat olarak görüyordu.[45][48]

 

Kişisel olarak ise eşiyle birlikte seyahat etme arayışı, Viyana saray protokollerindeki bir açıktan faydalanmasına imkan verdi. Arşidük’ün bölgeye “askeri müfettiş” sıfatıyla gitmesi sayesinde, başkentte sürekli dışlanan Düşes Sophie, kocasının yanında eşit statüde yer alabilecekti. Franz Ferdinand, bu istisnai durumu, eşine Viyana’da esirgenen saygınlığı iade etmek için incelikli bir jest haline getirmeyi planlıyordu.[43]

 

Ancak Sophie’nin bu seyahate katılmaktaki asıl motivasyonu, kocasının sunduğu itibar iadesinden ziyade onun can güvenliğine duyduğu derin endişeydi. Suikast tehditlerinin ortasında Franz Ferdinand’ı yalnız bırakmak istemeyen Düşes, yanında bir kadın varken kimsenin ona saldırmaya cesaret edemeyeceğine inanarak tehlikeleri savuşturabileceğini düşünüyordu.[12]

 

Tatbikatların ve Saraybosna ziyaretinin organizasyonu ise Osmanlı'dan ilhak edilen bölgenin imparator adına yöneticisi olan Bosna-Hersek Valisi Topçu Generali Oskar Potiorek'e (1853–1933) bırakıldı. Potiorek, 1902'de genelkurmay başkan yardımcılığına getirilmiş, 1910'daki teftiş görevinin ardından 1911'de Bosna-Hersek askeri valiliğine atanmıştı. Kısa sürede, Avusturya-Macaristan yönetimine karşı çıkan Sırplara yönelik sert politikalarıyla dikkat çekti. İmparatorun emri doğrultusunda Franz Ferdinand'ı Bosna'ya davet eden ve ziyaretin lojistik hazırlıklarını üstlenen de Potiorek oldu; ancak güvenlik düzenlemelerini son derece hafif tutması, ilerleyen süreçte trajik sonuçlar doğuracaktı.[34][35][47]

 

4.1 Sırpların Gözünden: Aleni Bir Kışkırtma

 

28 Haziran, Sırp ulusal ve dini takviminde Vidovdan — Aziz Vitus Günü —ya da Kosova Günü olarak anılır. Bu tarih, Gaius Julius Caesar (M.Ö. 100 – M.Ö. 44) tarafından M.Ö. 45'te uygulamaya konulan Jülyen takvimine göre [29] 15 Haziran'a karşılık gelir ve 1389'daki Birinci Kosova Savaşı'nın yıldönümüdür. Ne var ki bu günün Sırp ortak hafızasındaki ağırlığını kavramak için, o savaşın yüzyıllar içinde nasıl bir anlama büründürüldüğünü anlamak gerekir.[6][20]

 

1389 Kosova Savaşı'nda Sırp Knezi Stefan Lazar Hrebeljanović (1329–1389), güçlü Osmanlı ordusu karşısında savaş meydanında hayatını kaybetti. Sırplar bu savaşı ağır bir yenilgiyle kaybetmişti; ancak yüzyıllar içinde bu yenilgi, Sırp halk şiiri, Ortodoks Kilisesi ve milliyetçi söylem tarafından bambaşka bir anlama büründürüldü. Anlatıya göre Lazar, savaş öncesi gecesinde kendisine görünen bir melek aracılığıyla iki seçenekle karşı karşıya bırakılmıştı: Ya bu dünyada zafer, ya da ahirette "göksel krallık." Lazar ikincisini seçti. Dolayısıyla Kosova'daki yenilgi, Sırp milletinin dünyevi iktidar yerine kutsal olanı bilinçli olarak tercih ettiğinin kanıtıydı. Bu mit zamanla Ortodoks Kilisesi'nin vaazlarına, halk destanlarına ve okul müfredatlarına sızdı; 19. yüzyılda yükselen Sırp milliyetçiliğiyle birlikte adeta bir kimlik çimentosuna dönüştü. Lazar, yenilmiş bir komutan olarak değil; milletinin kurtuluşu için canını veren bir şehit olarak kutsallaştırıldı.[5][6][48]

 

 

 - Vidovdan’da Padişah’a Düzenlenen Suikast, Veliahta İlham Oldu

 

İşte bu yüzden 28 HaziranVidovdan — Sırplar için sıradan bir tarih değildir: hem yasın hem direnişin, hem acının hem de onurun simgesidir; Sırp kimliğinin kurucu yarası olarak yüzyıllardır yaşatılmaktadır. Bu nedenle milliyetçi Sırp örgütü  Kara El (Ujedinjenje ili smrt — "Birlik ya da Ölüm") ve Genç Bosna (Mlada Bosna) çevresi, Avusturya’nın Saraybosna ziyaretini bu tarihe denk getirmesini kasıtlı bir tahrik ve meydan okuması olarak yorumladı.[28] Tıpkı 525 yıl önce, 1389’da Sırpların Osmanlılara karşı verdikleri mücadeleyi kaybederek boyunduruk altına girmeleri gibi şimdi de Habsburg hanedanlığı, kendi egemenliğini Bosna’ya dayatıyordu. Vidovdan’da Habsburg veliahdına saldırmak, bu yeni boyunduruğu reddetmekti — 1389 Kosova Savaşı’nda yarım kalan hesabın devamıydı. O gün Kosova Ovası’nda destanlarda Sırp soylusu olarak anılan Miloš Obilići, Osmanlı Padişahı I. Murad'ı (1326-1389) hançerleyerek düzenlediği suikastla teslimiyeti değil başkaldırıyı seçmişti. Şimdi de aynı ruh ve aynı tercih, şehit Prens Lazar’ın intikamını almak ve yeni bir efendiye boyun eğmeme kararlılığını ifade ediyordu.[5]

 

4.2 Avusturya-Macaristan’ın Gözünden: Siyasi Körlük mü, Hesaplı Baskı mı?

 

Habsburg yönetimi açısından ise aynı olay farklı bir anlam taşıyordu. Ziyaret, bir yandan Franz Ferdinand’ın Güney Slavları da kapsayan reformist “Trializm” vizyonu doğrultusunda halkla bağ kurma girişimiydi; diğer yandan ise imparatorluk otoritesinin Bosna-Hersek üzerindeki hakimiyetini sergileyen bir güç gösterisi niteliği taşıyordu. Ancak bu yaklaşım, yerel hassasiyetleri kavramakta ciddi bir yetersizlik barındırıyordu.[45][12]

 

Bu sürecin merkezindeki isim olan Bosna Valisi General Oskar Potiorek, hem kişisel kariyer hırsları hem de idari tercihleriyle ziyaretin yönünü belirleyen başlıca figürdü. Tatbikatların organizasyonundan ve Saraybosna programının planlanmasından sorumlu olan Potiorek, Vidovdan’ın (28 Haziran) Sırplar için taşıdığı derin tarihsel ve duygusal anlamın farkındaydı. Buna rağmen askeri manevraları ve Veliaht Franz Ferdinand’ın Saraybosna ziyaretini özellikle bu tarihe denk getirdi.[12][[37]

 

Friedrich von Beck-Rzikowsky (1852–1925)'nin 1906’da emekliye ayrılması, Avusturya-Macaristan ordusunun en kritik makamı olan Genelkurmay Başkanlığı için beklenmedik ölçüde sert bir rekabet doğurdu. Oysa Beck’in yerini kimin alacağı, dışarıdan bakıldığında son derece açık görünüyordu: 1902'den bu yana Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini sürdüren Oskar Potiorek, askeri çevrelerde Beck'in doğal ardılı (halefi) ve tartışmasız "veliaht prensi" olarak görülüyordu. Askeri çevrelerde bir “dahi” olarak yüceltilen Potiorek’in bu göreve atanacağı neredeyse kesin kabul ediliyordu. General Moritz Auffenberg (1852–1928)’in de belirttiği gibi, “tükenmeyen bir hırsla” hareket eden Potiorek, gençliğinden itibaren maruz kaldığı aşırı övgünün etkisiyle giderek megalomaniye (büyüklük sanrısına) varan bir özgüven geliştirmişti; Auffenberg’e göre bu, onun en büyük talihsizliğiydi. Kariyerinin büyük bölümünü genelkurmay hizmetlerinde ve bürokratik-idari görevlerde geçirmiş olması da onu bu makam için güçlü bir aday haline getiriyordu. Nitekim Potiorek’e duyulan güven yalnızca orduyla sınırlı değildi; İmparator Franz Joseph I de Beck’in tavsiyesi ve Potiorek’in kıdemi doğrultusunda onu tercih etmekteydi.[37][34]

 

Ancak bu tercih, Arşidük Franz Ferdinand’ın ordu ve monarşi anlayışıyla taban tabana zıttı. Franz Ferdinand, Beck döneminde giderek kökleşen hantal ve değişime kapalı askeri-bürokratik yapının imparatorluğu felakete sürüklediğini düşünüyordu.[15] Yüzyılın başında Avusturya-Macaristan’ın yaşlanan devlet elitleri, statükoyu (status quo) korumaya dayalı ihtiyatlı ve giderek teslimiyetçi bir siyaset izliyor; ancak bu yaklaşım ne imparatorluğun derinleşen yapısal sorunlarına çözüm üretebiliyor ne de ordunun gerilemesini durdurabiliyordu.[9] Franz Ferdinand’a göre Potiorek’in Genelkurmay Başkanlığına yükselmesi, Avrupa’nın hızla büyük bir savaşa sürüklendiği bir dönemde, Beck döneminin yalnızca imparatora sadakat temelinde işleyen eski düzeninin yıllarca devam etmesi anlamına gelecekti.[20] Orduda köklü reformlar yapılmasını savunan Arşidük, “yaşlı muhafızlar” olarak gördüğü isimleri tasfiye etmeye çalışmış; hatta İmparator’un en yakın sırdaşlarından biri olan Beck’in emekliye ayrılmasında da etkili olmuştu.[41

 

Franz Ferdinand, Potiorek’i teorik ve idari alanlardaki başarısıyla öne çıkan; ancak uzun yıllar masa başında çalışmasının etkisiyle savaş meydanının gerçeklerinden giderek uzaklaşmış bir kurmay subay olarak görüyordu.[14] Çevresindeki iltifatlarla büyüyen egosu; kendi zihinsel üstünlüğüne duyduğu aşırı güven de Franz Ferdinand’ın ona yönelik kuşkularını derinleştiriyordu.[20] Özetle, Potiorek’in en büyük sorunu, teorilerini gerçek saha koşullarıyla sınamadan hareket etmesiydi.[15] Nitekim bu yaklaşım, 1914’te Saraybosna ziyareti sırasında yapılan güvenlik uyarılarını küçümsemesine ve ziyaretin trajediyle sonuçlanmasına yol açacaktı. Gerçekten de Arşidük’ün suikastından sonra gerçekleştirilen soruşturmada, Potiorek’in gerçeklikten kopuk karar alma biçimi sert biçimde eleştirilecek; hatta bazı değerlendirmelerde onun adeta “Mars’ta yaşadığı” ifade edilerek saha gerçeklerinden ne ölçüde uzaklaştığı gözler önüne serilecekti.[20]

 

Bu tür masa başı askeri zihniyetin yıkıcı sonuçları yalnızca Avusturya-Macaristan’a özgü değildi. Bizim tarihimizden de örnek vermek gerekirse, Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa (1881–1922) da 22 Aralık 1914 – 6 Ocak 1915 tarihleri arasında gerçekleştirilen Sarıkamış Harekatı sırasında masa başında oluşturduğu planlarda iklim şartlarını, lojistik yetersizlikleri ve askerlerin fiziksel durumunu yeterince hesaba katmamış; bunun sonucunda yaklaşık 90.000 Osmanlı askeri donarak hayatını kaybetmişti. Franz Ferdinand’a göre Potiorek’in Genelkurmay Başkanlığına yükselmesi, Avrupa’nın hızla büyük bir savaşa sürüklendiği ve ordunun acil askeri reformlar ile modernleşme çabalarına ihtiyaç duyduğu bir dönemde, Beck döneminin yavaş ve bürokratik anlayışının yıllarca devam etmesi anlamına gelecekti.[14] Nitekim Arşidük, 1911’de Potiorek’in Genelkurmay Başkanlığı talebini bir kez daha reddedecekti.[34

 

Arşidük, 1867 Uzlaşması’yla kurulan ikili monarşinin yönetimde yarattığı dağınıklığı aşmak, imparatorluğu federatif bir çerçevede merkeziyetçi bir “Büyük Avusturya” modeline dönüştürmek istiyordu.[25] Bu hedef doğrultusunda orduyu yalnızca iç düzeni koruyan bir güç olarak değil, monarşinin uluslararası prestijini yeniden tesis edecek saldırgan ve dinamik bir araç olarak görüyordu.[20] Bu nedenle Beck ekolünün temkinli çizgisi yerine, Conrad von Hötzendorf’un temsil ettiği “inisiyatif alma”, “sürekli taarruz” ve “düşmanı imha etme” esasına dayalı yeni askeri doktrini, yani “taarruz ruhu”nu benimsedi.[15

 

Bu yüzden Franz Ferdinand, imparatorun Potiorek tercihini şiddetle reddederek Franz Conrad von Hötzendorf (1852–1925)'un atanması için ısrar etti.[37] Ona göre Potiorek, eski sistemin temsilcisi; Conrad ise daha enerjik, daha karizmatik ve daha saldırgan bir askeri yenilenmenin simgesiydi.[20] Arşidük’ün sarayı Belvedere ile imparatorun ikametgahı Schönbrunn arasında sessiz sedasız yürütülen bu nüfuz mücadelesinde Arşidük olağanüstü bir direnç gösterdi.[45] Sonunda Franz Joseph, yeğeninin ödün vermez tutumu karşısında geri adım atarak Potiorek’in adaylığını eledi ve Conrad’ı Genelkurmay Başkanlığı’na getirdi.[37] Bizzat imparatorun desteğini arkasına almış, neredeyse kesin olarak Genelkurmay Başkanlığı’na atanmayı beklerken veliaht prensin vetosuyla kariyerinin zirvesinden mahrum bırakılması, Potiorek için derin bir travma ve ağır bir hayal kırıklığı yarattı. Bu engellenme, onun Conrad’a karşı ömür boyu sürecek bir kin beslemesine ve ilerleyen yıllarda kendisini Arşidük’e kanıtlama arzusunun giderek takıntılı bir hırsa dönüşmesine yol açtı.[20]

 

1914’e gelindiğinde ise Potiorek, Bosna’daki siyasi atmosferin ne derece tehlikeli olduğunun farkındaydı. Bölgede yükselen Sırp milliyetçiliğini yakından izliyor, hatta yalnızca imparatorluğun değil, bizzat kendisinin de suikastçıların hedefinde bulunduğunu biliyordu. Nitekim suikast planının ilk aşamalarında, komplocular arasında yer alan Mehmedbašić’e başlangıçta Arşidük’ten ziyade Potiorek’i zehirli bir hançerle öldürme görevi verilmişti. Potiorek’in yakın çevresine, günlük hayatında bile her an saldırıya uğrayabileceği düşüncesini taşıdığını söylediği aktarılır. Buna rağmen Saraybosna ziyareti, onun gözünde yalnızca rutin bir protokol görevi değil; aynı zamanda kendisini Viyana’ya yeniden kanıtlama, Bosna üzerindeki otoritesini sergileme ve siyasi ağırlığını artırma fırsatıydı. Arşidük’e Bosna halkının “sadakatini” göstermek ve kendi yönetim başarısını öne çıkarmak isteyen Potiorek, bu ziyaretin kusursuz bir güç gösterisine dönüşmesini arzuluyordu.[17][20]

 

Ancak tam da bu nedenle, güvenlik konusunda yapılan çok sayıdaki uyarıyı sistematik biçimde küçümsedi.[20][37]Yerel emniyet yetkililerinin ve polis müdürü Dr. Gerde’nin artan tehditlere ilişkin kaygılarını “aşırı korku” olarak değerlendirdi; şehirde geniş çaplı askeri güvenlik önlemleri alınması yönündeki önerileri ise halk üzerinde kötü bir izlenim bırakacağı gerekçesiyle geri çevirdi. Güvenliğin büyük ölçüde yetersiz bir polis kuvvetine bırakılması, kortejin güzergahının önceden herkesçe bilinir halde tutulması ve Arşidük ile eşinin üstü açık bir araçla şehir merkezinde dolaştırılması, dönemin şartları düşünüldüğünde ciddi bir güvenlik zaafı yarattı. Potiorek’in kariyer hırsı, imparatorluk gösterişi ve kendi otoritesini sergileme arzusu, onu gerçek tehlikeyi küçümseyen bir körlüğe sürükledi; bu yaklaşımı Veliaht’ı açık bir hedef haline getirmiş ve suikastçıların eline bekledikleri fırsatı altın tepside sunmuştur.[12][20]

 

5. Göz Ardı Edilen Uyarılar

 

Göz ardı edilen başlıca uyarılar şunlardır:[

 

5.1 Yerel Makamlarca Yapılan Uyarılar

 

Ziyaretin planlama aşamasında Bosna’daki sivil ve askeri yetkililer ile güvenlik birimleri, olası gerilim ve güvenlik riskleri konusunda Vali Oskar Potiorek’i defalarca uyarmıştı. Ancak Potiorek, güvenlik önlemlerinin yetersizliğine dikkat çekenleri “hayalet görme” paranoyası ile suçluyor, radikalleşen Sırp gençlerinden endişe duyanları ise “çocuklardan korkmakla” alay ederek bu kritik uyarıları hafife almıştı.[14][27]

 

A. Saraybosna Emniyet Müdürü Dr. Edmund Gerde, bu uyarıları en açık ve ısrarlı şekilde dile getiren isimlerin başında geliyordu. Gerde, güvenlik önlemlerinin yetersizliğine dikkat çekerek Potiorek’i defalarca uyardı; ayrıca istihbarat raporlarına dayanarak Arşidük’e yönelik olası bir suikast tehdidini, Arşidük’ün gelişinden yaklaşık iki hafta önce sivil ve askeri yetkililerin katıldığı bir toplantıda bizzat bildirdi. Ancak Potiorek, Gerde’yi “hayalet görmekle” suçladı ve Arşidük’ün güvenliğinin ordunun sorumluluğunda olduğunu, bu meselenin polisi ilgilendirmediğini söyleyerek uyarıları ciddiye almadı. Gerde’nin güzergahın son ana kadar gizli tutulması yönündeki talebini de aynı anlayışla reddetti.[12][20]

 

B. Bosna Parlamentosu Başkan Yardımcısı Dr. Jozo (Josip) Sunarić ise yükselen milliyetçilik dalgasına ve radikalleşen Sırp gençlik örgütlerine dikkat çekerek, Vidovdan’ın güçlü sembolik anlamı nedeniyle Arşidük Franz Ferdinand’ın Saraybosna ziyaretinin ciddi bir güvenlik riski taşıdığını Haziran ayı başından itibaren Vali Oskar Potiorek’e defalarca bildirdi. Sunarić, bu nedenle ziyaretin iptal edilmesini veya daha ileri bir tarihe ertelenmesini ısrarla önerdi. Ancak Potiorek, bu tür uyarıları “çocuklardan korkmak” şeklindeki küçümseyici bir anlayışla karşılıyor ve Arşidük’ün ziyareti etrafında şekillenen güvenlik tehdidini yeterince ciddiye almıyordu.[45]

 

Hem yerel yetkililerden hem de Viyana’daki çevrelerden gelen iptal ya da erteleme taleplerini reddederken, Ilidža’daki kaplıca sezonunun 1 Temmuz’da başlayacak olması nedeniyle bölgenin kısa sürede kalabalıklaşacağını, bunun da Arşidük’ün güvenliği için alınacak önlemlerin uygulanmasını daha da güç hale getireceğini savunuyordu. Bunun üzerine Arşidük’ün Askeri Özel Dairesi ziyaretin 29 Haziran’a alınmasını önerdi; ancak Potiorek bu seçeneği de kabul etmedi ve böylece bütün gücüyle ziyaretin özellikle 28 Haziran’da, yani Vidovdan’da gerçekleştirilmesinde ısrar etti.[41]

 

Gerilim, 27 Haziran akşamı Ilidža’daki Hotel Bosna’da askeri tatbikatların sona ermesi şerefine düzenlenen gala yemeğinde daha da belirgin hale geldi. Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Sophie onuruna verilen bu özel ziyafette çift, Bosna’nın önde gelen askeri, dini ve sivil yetkililerinden oluşan 41 davetliyle aynı masada yemek yedi. Sunarić da bu davette Düşes Sophie ile doğrudan konuşma fırsatı yakalayarak, daha önce Vali Oskar Potiorek’e ilettiği kaygıları bu kez bizzat ona aktardı. Vidovdan’ın Sırplar için taşıdığı derin tarihsel ve duygusal anlamı hatırlatarak ertesi günkü Saraybosna ziyaretinin ciddi tehlikeler barındırdığını ifade etti.[2]

 

Ancak Sophie, ziyaret boyunca halktan gördüğü sıcak ilgiden oldukça etkilenmişti. Sunarić’e şu sözlerle karşılık verdi: 

 

“Sevgili Dr. Sunarić, sonunda yanıldınız; işler her zaman sizin söylediğiniz gibi gitmiyor. Burada gittiğimiz her yerde öyle bir dostlukla karşılandık ki, üstelik her bir Sırp tarafından da öyle içtenlik ve samimi bir sıcaklık gördük ki, bundan çok mutluyuz.”

 

Sunarić ise kaygısını gizleyemeyen sakin bir üslupla yanıt verdi:

 

“Ekselansları, Tanrı’ya dua ediyorum ki yarın akşam sizi tekrar görme onuruna eriştiğimde bu sözleri bana yeniden söyleyebilesiniz. O zaman çok daha rahat bir nefes alacağım.”

 

Ancak Sophie, ziyaret boyunca gittiği her yerde halkın gösterdiği sıcak ilgiden derinden etkilenmişti. Sunarić'e şu karşılığı verdi:

 

"Sevgili Dr. Sunaric, sonunda yanıldınız; işler her zaman sizin söylediğiniz gibi gitmiyor. Burada gittiğimiz her yerde öyle bir dostlukla karşılandık ki, üstelik her bir Sırp tarafından da öyle içtenlik ve samimi bir sıcaklıkla karşılandık ki, bundan çok mutluyuz!"

 

Sunarić ise sakin ama kaygısını gizleyemeyen bir üslupla yanıt verdi:

 

"Ekselansları, Tanrı'ya dua ediyorum ki yarın akşam sizi tekrar görme onuruna eriştiğimde, bu sözleri bana yeniden söyleyebilesiniz. O zaman çok daha rahat bir nefes alacağım."[14][12][52]

 

C. Bunun yanı sıra, Gerde’nin teklifinin reddedildiği ve Saraybosna ziyareti öncesindeki güvenlik düzenlemelerinin ele alındığı toplantıda, XV. Kolordu Komutanı General Michael Ludwig Edler von Appel (1856–1915), Franz Ferdinand’ın izleyeceği güzergahın güvenliğinin sağlanması amacıyla, tatbikat için bölgede bulunan askeri birliklerin konvoy güzergahına destek vermesini önerdi. Ancak Potiorek, "sadık vatandaşları gücendirmemek" gerekçesiyle bu teklifi de geri çevirdi.[41Dahası, manevralara katılan birliklerin ziyaret günü şehirde bulunmamasını bizzat emretmiş ve ordunun Saraybosna'ya ancak 29 Haziran'da dönmesini kararlaştırmıştı. Potiorek'e göre şehir içindeki program bir işgal gösterisi değil; Bosna halkıyla bütünleşen diplomatik ve dostane bir ziyaret olarak sunulmalıydı — bu imaj ne kadar güçlü yansıtılırsa genelkurmay başkanlığına o kadar yaklaşacaktı.[20

 

D. Sarayın Ek Polis Desteği, Viyana’daki karşı casusluk şubesinin başındaki Major Maximilian Ronge (1874-1953), Veliaht’ın Saraybosna ziyareti için Viyana ve Budapeşte’den ek dedektif ve polis desteği sağlanmasını önermişti.[20] Kariyerinde yükselmeyi hedefleyen Potiorek, Arşidük Franz Ferdinand’ın Saraybosna ziyaretini askeri otoritesini ve idari yetkinliğini sergileyebileceği bir fırsat olarak görüyordu. Bu nedenle güvenlik konusunda sivil makamların rolünü küçümseyerek organizasyonu büyük ölçüde kendi kontrolünde tutmaya çalıştı. Ronge’un önerisini ise kariyerinde zafiyet izlenimi yaratabileceği endişesiyle geri çevirdi.[12] Böyle bir açık vermemek için güvenlik konusunda kendi hakimiyetini Arşidük’e göstermesi gerektiğini düşünüyordu.[20

 

Franz Ferdinand’ın Bosna ziyareti ve askeri manevraları teftiş programının organizasyonu, askeri vali olarak General Oskar Potiorek’e bırakılmıştı. Bu durum, Potiorek için hem kendisini Franz Ferdinand’a hem de Viyana’daki askeri çevrelere kanıtlayabilmek adına önemli bir fırsat anlamına geliyordu. Potiorek, titizliğiyle tanınan ve sert mizacı nedeniyle saray çevrelerinde, mitolojideki insan yiyen dev yaratıklara benzetilerek “Ogre” lakabıyla anılan Arşidük’ün beklentilerini karşılayabilmek için ayrıntılar üzerinde neredeyse takıntılı denebilecek bir dikkatle çalışmaya başladı. Tek bir hata bile, yıllardır hedeflediği Genelkurmay Başkanlığı makamına ulaşma ihtimali açısından yıkıcı sonuçlar doğurabilirdi. Üstelik Ferdinand daha önce onun bu makama yükselmesini iki kez engellemişti; yani Ogre, tırmandığı kariyer basamaklarında kapısını çaldığı Genelkurmay Başkanlığı yolunda onu iki kez yemişti. Bu nedenle Potiorek, Arşidük’ün şarabının hangi sıcaklıkta servis edileceğinden Hotel Bosna’da gösterişli bir şapel hazırlanmasına kadar uzanan saplantılı ayrıntıları, Franz Ferdinand’ın gözünde kusursuz bir izlenim bırakabilmek adına adeta “protokol öncelikleri”ne dönüştürerek bunlarla bizzat ilgilenmeye başladı.[34]

 

Buna karşılık, Potiorek’in “protokol öncelikleri” büyük ölçüde Franz Ferdinand üzerinde kusursuz bir izlenim bırakmayı amaçlayan gösterişli düzenlemelere yönelmişti. Ayrılan kaynakların önemli bir bölümü, Arşidük ve eşinin konaklayacağı Hotel Bosna’da özel bir şapel hazırlanmasına tahsis edildi. Resmi gerekçe, son derece dindar Katolikler olan Franz Ferdinand ve Sophie’nin günlük ayinleri için şehirdeki kiliselere gidilip ek güvenlik riski oluşturulmasının önüne geçmekti. Ancak oteldeki bir odanın geçici fakat ihtişamlı bir şapele dönüştürülmesi, aynı zamanda Potiorek’in Arşidük ve eşinin gözünde kusursuz bir izlenim bırakma arzusunun da dikkat çekici örneklerinden biriydi. Böylelikle Potiorek, bütçeyi adeta kariyer yoluna asfalt döşercesine bu tür gösterişli hazırlıklara yönlendirince, Saraybosna ziyareti için güvenlik önlemleri yerel imkanlara sıkışıp kalmıştı.[34] Şehir genelindeki güvenlik düzenlemeleri büyük ölçüde sınırlı sayıdaki yerel polis gücüne bırakılırken, Franz Ferdinand’ın yakın korunması ise kendi maiyet subayları ve yaverleri tarafından sağlanıyordu.[12] Yaklaşık 60.000 nüfuslu Saraybosna’da Veliaht’ın güvenliği, kendi maiyet korumalarının yanı sıra yaklaşık 120 polis ve jandarmanın omuzlarına bırakılmıştı.[28]

 

Sonuç olarak Potiorek, kendisine iletilen tüm uyarıları "sadık vatandaşları tedirgin etmemek" ve "tehdidin abartılı olduğu" gerekçeleriyle geri çevirdi. Bu tercihlerin doğrudan sonucu olarak, yaklaşık 7 kilometrelik (≈4 mil) konvoy güzergahının güvenliği yalnızca 120 polis ve jandarmanın sorumluluğuna bırakıldı.[28][34]

  

5.2 Diplomatik Kaynaklardan Yapılan Uyarılar

 

Tüm bu gelişmelerin ortasında dikkat çekici bir diplomatik fırsat da göz ardı edildi. Yerel makamların uyarılarının yanı sıra, suikast ihtimaline dair önemli bir sinyal diplomatik kanallardan da iletilmişti.

 
Avusturya-Macaristan’ın hasmı olan Sırbistan’ın Başbakanı Nikola Pašić (1845–1926), Haziran 1914’te Franz Ferdinand’a yönelik suikast hazırlıklarına dair bazı duyumlar edinmiş ve kendisini son derece tehlikeli bir siyasi açmazın içinde bulmuştu. Sırp ordusu ve istihbarat teşkilatı çevreleri içerisindeki bazı subayların, Kara El (Unification or Death; Birleşme ya da Ölüm) örgütüyle bağlantılı olduğu uzun süredir bilinmekteydi. Bu durum, Avusturya karşıtı yürütülebilecek herhangi bir devrimci faaliyetlerin kolaylıkla Sırp devletiyle ilişkilendirilmesine yol açıyor; dolayısıyla gelişmeler Pašić’in hem siyasi geleceğini hem de Sırbistan’ın uluslararası konumunu tehdit ediyordu.[17][45] 

 

Bir taraftan milliyetçi çevrelerin baskısı altında kalan Pašić, diğer taraftan yaklaşan felaketi önlemek adına Viyana’yı uyarması gerektiğinin farkındaydı. Ancak bunu açık ve doğrudan bir şekilde yapması neredeyse imkansızdı.Zira kendisi, Sırp yayılmacılığına yakın duran en etkili siyasetçilerden biri olarak görülüyordu. Üstelik yapılacak açık bir ihbar, yalnızca kendi siyasi konumunu sarsmakla kalmayabilir, Belgrad yönetimini de suçlamaların odağı haline getirebilirdi.[41][48]

 

Bu nedenle Pašić, siyasi hayatta kalmanın kurallarını bilen pek çok deneyimli devlet adamı gibi, ileride bu bilginin doğuracağı sonuçlardan kendisini koruyabilmek için daha dolaylı bir çözüm düşünmeye başladı. Pašić, işlerin kontrolden çıkmadan çözülebileceğini umut ederek bu hassas görevi Viyana’daki Sırp Büyükelçisi Jovan M. Jovanović (1869–1939)’e bıraktı. Ancak deneyimli bir diplomat olan Jovanović de benzer bir çıkmaz içindeydi. Hem iki ülke arasında var olan gerginlik hem de zaten kendi siyasi görüşleri nedeniyle Viyana çevrelerinde kuşkuyla karşılanan bir isim olması, onu son derece hassas bir konuma sürüklüyordu. Bunun açıkça dile getirilmesi, Sırbistan’ın suikast planıyla bağlantılı olduğu izlenimini doğurabileceğinden, böyle bir ithamı doğrudan ifade etmesi mümkün değildi.[41][45][48]

 

Sonunda, kendisine daha yakın bulduğu  Avusturya-Macaristan Maliye Bakanı Leon von Biliński (1846–1923) ile görüşmeyi seçti. Haziran ayındaki rutin buluşmasında bu fırsatı değerlendirerek Arşidük’ün Saraybosna ziyaretine dair kaygılarını son derece üstü kapalı ifadelerle ve üstelemeden dile getirdi. Ziyaretin yerel gençleri öfkelendirebileceğini ve saldırıya yönelebileceklerini ima ederek şu sözleri kullandı: “Arşidük’ün Saraybosna’ya gitmemesi daha iyi olur… çünkü manevralar sırasında bazı genç Sırplardan biri, tören atışlarında kullanılan boş mermi yerine tüfeğine gerçek bir kurşun koyabilir.” [41][45][48]

 

Jovanović’in bu dikkatle ölçülüp biçilmiş uyarısını Biliński ciddi bir alarm olarak algılamadı. Aksine, hafif bir şaşkınlık ve belki de belli belirsiz bir tebessümle karşıladı. Sanki böyle bir şeyin gerçekleşmesi imkansızmış gibi, “Umarız hiçbir şey olmaz.” özleriyle yanıt verdi ve konuyu kapattı. İki adam aynı odada, aynı cümleleri duymuştu; fakat tamamen farklı anlamlar çıkarmışlardı. Jovanović muhtemelen görevini yerine getirdiğini düşünerek rahatlamış bir şekilde ayrılırken, Biliński ise büyükelçinin kendisini yokladığını sanmış ve bu kısa, neredeyse meydan okuyan yanıtıyla meseleyi kapatmıştı. [41][45][48]

 

Sonuçta Sırp Başbakanı Nikola Pašić’in onayıyla suikast hazırlıklarına ilişkin bazı duyumlar Avusturya makamlarına iletilmişti. Öte yandan Bosna-Hersek Valisi Oskar Potiorek, bildirilen uyarılara rağmen kendi prestijinin zedelenmesinden çekindiği için Arşidük Franz Ferdinand’ın Saraybosna’daki halka açık programını iptal ettirmedi.

  

6. Başlıca Güvenlik Açıkları ve İhmaller

 

Saraybosna suikastına giden süreç, sadece münferit ihmallerle değil; en üst kademeden en alt birime kadar sirayet eden bir vurdumduymazlık zinciri ve devlet mekanizmasının içine işlemiş derin bir güvenlik körlüğüyle örülmüştü.[41]

 

6.1 Kanıksanmış Suikast Riski ve Kurumsal Körlük

 

Habsburg cephesinden bakıldığında tablo oldukça farklıydı: Suikast riski onlar için artık kanıksanmış, neredeyse rutin bir tehdit haline gelmişti.[14] Sırp milliyetçi hafızasındaki derin yankılar ve tarihi/kültürel arka plan büyük ihtimalle yeterince kavranamamıştı. Bu yüzden kimi tarihçiler, suikastın gerçekleşmesini kasıtlı bir gözdağından ziyade kültürel körlük, siyasi duyarsızlık ve köklü kurumsal alışkanlığın doğal sonucu olarak yorumlar.[41]

  

19. yüzyıldan itibaren yükselen milliyetçi hareketlerle birlikte suikast tehditleri Habsburg yönetimi için “sıradan” bir gerçekliğe dönüşmüştü.[14] Nitekim Franz Ferdinand’ın amcası İmparator Franz Joseph bile, tahta çıkışının henüz beşinci yılında, 18 Şubat 1853’te Viyana’da Macar milliyetçisi terzi çırağı János Libényi’nin (1831–1853) mutfak bıçaklı saldırısından güçlükle kurtulmuştu. Libényi bıçağıyla imparatorun boynuna saldırmaya çalışmış, ancak bıçağın sırtı üniformanın yüksek ve sert yakasına çarpıp kaymıştı. Üniformanın bu sıkı yakası Franz Joseph’in hayatını kurtarmıştı. Ne var ki tarihin tuhaf bir cilvesiyle aynı üniformanın yakası, 61 yıl sonra Franz Ferdinand’ın suikastında yarasına müdahaleyi engelleyerek bu kez aleyhine sonuçlanacaktı.[20][37]

 

Kişisel doktoru, Arşidük’ün hükümdar tarafından kendisine yüklenen görevi üstlenmeye isteksizlik duyduğunu ve imparatorun bu görevi başkasına vermiş olmasını çok daha tercih edeceğini hatıratında yazmaktadır. Franz Ferdinand da uyarılardan haberdardı.[3] Genelkurmay Başkanı Conrad, Franz Ferdinand’ın Bosna’ya hareketinden bir gün önce imparatora güvenliği konusunda şüphelerini dile getirdiğini ve aşırı yaz sıcağı nedeniyle yolculuğundan vazgeçmenin daha iyi olup olmayacağını sorduğunu Aus meiner Dienstzeit, 1906–1918 (Görev Süremden, 1906–1918) adlı eserinin 3. cildinde aktarır. [45]

 

6.2 Bürokratik Güven ve Aidiyet Varsayımı

 

Bürokratik Güven: "Sistemin İçinden Birine Duyulan Kayıtsız Şartsız İtimat

 

Saraybosna suikastını önleyebilecek belki de en somut istihbarat fırsatı, olaydan haftalar önce bürokrasinin kendi içine duyduğu sarsılmaz güvenin kurbanı oldu. Haziran başlarında, suikast timinin çekirdek kadrosunu oluşturan Gavrilo Princip, Trifko Grabež ve Nedeljko Čabrinović, yanlarındaki silahlarla birlikte Tuzla’dan Saraybosna’ya dönerken, Čabrinović’in babasının yakın arkadaşı olan Saraybosna Polis Dedektifi Ivan Vila ile tamamen tesadüf eseri aynı trene bindiler.[20]

 

Yolculuk sırasındaki sohbette Čabrinović, Arşidük Franz Ferdinand'ın Bosna'daki askerî manevralara katılacağı ve Saraybosna'yı ziyaret edeceği yönündeki söylentiler hakkında ısrarla bilgi istedi; özellikle ziyaretin hangi tarihte gerçekleşeceğini defalarca sordu. Bu olağandışı merak, dedektif Ivan Vila'nın dikkatini çekti. Vila, baskı karşısında ziyaretin 25 Haziran'da gerçekleşeceğini söyledi; ardından durumu şüpheli bularak üstlerine rapor etti. Ancak bu rapor, emniyet teşkilatının kendi bürokrasisine ve o bürokrasiyi işleten "tanıdık" isimlere duyduğu kurumsal güven duvarına çarparak sonuçsuz kaldı.[20][45]

 

Aidiyet Varsayımı: "Babası Kimse, Oğlu da Odur Yanılgısı"

 

Ancak Saraybosna Polis Şefi Dr. Edmund Gerde, Dedektif Vila’dan gelen bu hayati uyarıyı derinlemesine soruşturmak yerine, tehlikeli bir önyargıyla dosyayı kapatmayı tercih etti. Gerde’nin bu kararındaki temel dayanak, Nedeljko’nun babası Vaso Čabrinović’in Avusturya-Macaristan emniyet teşkilatı için yıllardır çalışan, sadık ve güvenilir bir muhbir olmasıydı.[45]

 

Gerde, "Babası teşkilatımıza bu kadar sadık olan birinin oğlu tehlikeli olamaz" şeklindeki hatalı bir "aidiyet varsayımı" ile hareket etti. Princip ve Grabež gibi diğer komplocuların da aynı trende sinsi bir sessizlikle seyahat ettiğini tamamen göz ardı eden bu yaklaşım, istihbarat zincirinde devasa bir kör nokta yarattı. Bir suikastçının, polisle omuz omuza seyahat etmesine ve ziyaret tarihini soracak kadar cüretkar davranarak niyetine dair en açık ipucunu bizzat vermesine rağmen, bu durumun bir tehdit sinyali olarak algılanmaması, güvenlik sistemindeki tam bir akıl tutulmasını simgeler. Devletin "ailevi sadakat" gibi romantik kabullere yaslanarak profesyonel şüpheyi terk etmesi, suikast timine adeta polis koruması altında şehre girme konforunu sağlamıştır. Bu bürokratik ihmal, tarihin seyrini değiştirebilecek son erken uyarı fırsatını da ortadan kaldırmıştır.[45][14]

 

6.3 Güvenlik Açığı

 

25 Haziran 1914 Perşembe akşamı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Sophie, Saraybosna'nın yaklaşık 12 kilometre batısındaki kaplıca kenti Ilidža'da konakladıkları Hotel Bosna'dan ayrılarak, süitlerinin dekorasyonuna hayran kaldıkları Saraybosnalı tüccar Elias B. Kabilio'nun mağazasını görmek üzere plansız bir ziyaret gerçekleştirdiler. Önceden duyurulmayan bu gezi sırasında çift, küçük bir maiyet eşliğinde Kabilio'nun mağazasında bir saatten fazla vakit geçirerek çeşitli alışverişler yaptı. Başlangıçta çevrede çok az kişi bulunmasına rağmen, ziyaret haberi kısa sürede yayıldı ve mağazanın önünde bir kalabalık toplandı. Kalabalıktan bazı kişiler "Živio!" ("Yaşasın!") diye bağırınca Franz Ferdinand kısa süreliğine balkona çıkarak kendisini selamlayanlara karşılık verdi. Ancak herhangi bir taşkınlık ya da güvenlik olayı yaşanmadı.[20]

 

1914 Saraybosna suikastının ardından tutuklanan Genç Bosna üyesi ve edebiyatçı Borivoje Jevtić (1894-1959), Sarajevski atentat (Saraybosna Suikasti, 1924) adlı anı eserinde, tam da o sırada örgüt arkadaşı Gavrilo Princip'in tesadüfen Kabilio Mağazası'nın önünde bulunduğunu ve Arşidük Franz Ferdinand ile eşini yakından görerek hedefini açıkça tanıma fırsatı elde ettiğini yazmıştır. Jevtić'e göre Princip, bu sırada kendisini takip eden bir polisi de fark etmişti.[20]

 

Bu beklenmedik karşılaşma, Princip ve arkadaşlarına Arşidük'ün güvenlik önlemlerinin ne denli yetersiz olduğunu somut biçimde göstermiş olmalıydı. Suikastın başarı olasılığına dair güvenlerini de pekiştirmiş olabilir. Princip'in o sırada silahsız olduğu düşünülmektedir; çünkü üzerinde silahla yakalanması, tüm örgütü tehlikeye sokabilirdi. Bununla birlikte Princip, sonraki sorgulama ifadelerinde bu olaydan hiç söz etmemiştir.[20]

 

Sonuçta ortaya çıkan tablo, kasıt ile ihmalin iç içe geçtiği bir durumdu. Ziyaretin Vidovdan'a denk getirilmesi ister bilinçli bir güç gösterisi ister kültürel körlük olsun, etkisi açıktı: yükselen Sırp milliyetçiliği daha da keskinleşti. Polis komiserinin görmezden geldiği ihbarlar, parlamentonun dile getirdiği kaygılar ve Sophie ile kurulan o samimi konuşma — tüm bu uyarılar, birbirini izleyen bir sessizliğe gömüldü. Sanki doğa da bu ironiye ortak olmak istercesine, tatbikatlar boyunca kenti basan kasvetli hava, suikast sabahı yerini güneşli ve berrak bir Saraybosna'ya bıraktı. Şehir, 28 Haziran'ı böyle bir atmosferde karşıladı: Bir yanda farkında olmak istemeyen bir yönetim, öte yanda harekete geçmeye kararlı suikastçılar. İmparatorluğun bu kayıtsız ve gösterişli tutumunun bedelini 1914'te yalnızca iki kişi değil, tüm dünya ödeyecekti.[20][37][41]

 

7. Suikast Planı ve Yargılama

 

Suikastın arkasında iki örgütün iş birliği yatıyordu. Kara El (Ujedinjenje ili smrt — "Birlik ya da Ölüm"), Sırp ordu subaylarınca kurulan gizli bir milliyetçi yapılanmaydı. Bosna-Hersek'i Avusturya-Macaristan'dan koparmak ve birleşik bir Güney Slav devleti kurmayı hedefliyordu. Silahları ve eğitimi sağlayan Kara El oldu; sahaya inen suikastçılar ise Genç Bosna hareketinin üyeleriydi.

 

Koordinasyon görevi Danilo Ilić'e (1890–1915) verilmişti. Ilić, Belgrad'da Kara El üyesi olmuş, 1914'te Saraybosna'ya dönerek yerel suikastçıları toplamaya başlamıştı. Güzergah boyunca konumlanan altı kişiden yalnızca üçü — Gavrilo Princip (1894–1918), Nedeljko Čabrinović (1895–1916) ve Trifko Grabež (1895–1916) — Belgrad'da Kara El tarafından bizzat eğitilmişti. Diğer üçünü — Vaso Čubrilović (1897–1990), Cvjetko Popović (1896–1980) ve Muhamed Mehmedbašić (1887–1943) — ise Ilić yerel olarak işe almıştı.

 

Her birine bir tabanca, bomba ve siyanür kapsülü verilmişti. Yakalanmaları durumunda intihar etmeleri talimatı alınmıştı. Amaç, sorgulanmaları halinde Kara El örgütünün ve Sırp ordusunun bağlantısının ortaya çıkmasını önlemekti. 

 

Suikastın ardından örgüt üyeleri ve bağlantılı kişilerden oluşan toplam yirmi beş kişi Ekim 1914’te Saraybosna’da yargılandı. Sanıkların önemli bir kısmı yaşları nedeniyle idam cezasından kurtuldu.

 

Cvjetko Popović
Cvjetko Popović (1896–1980), Saraybosna suikastı davasında yargılanan komploculardan biriydi. Suikast sırasında 18 yaşında olduğu için Avusturya-Macaristan yasalarına göre idam cezasına çarptırılamadı ve 13 yıl ağır hapis cezası aldı. Ancak savaşın sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çökmesiyle 1918’de serbest bırakıldı.

Yıllar sonra, 26 Haziran 1969’da suikastın 55. yıldönümünde, 73 yaşındaki Popović bir röportajında şunları söyledi: “Bizim niyetlerimiz saf ve temizdi. İnançla, vatanseverlikle hareket ettik. Bunun için elbette hiçbir pişmanlık duyamayız. Ancak yaptıklarımızın bir dünya savaşına yol açacağını bilseydik, hiçbirimiz böyle bir eylemi düşünmezdik.”
 
Vaso Čubrilović
Komplonun en genç üyelerinden biri olan Vaso Čubrilović (1897–1990), suikast gerçekleştiğinde henüz 16 yaşındaydı. Bu nedenle ölüm cezası yerine 16 yıl hapse mahkûm edildi. O da diğer bazı sanıklar gibi 1918’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla özgürlüğüne kavuştu.

Gençliğinde güçlü Pan-Slavist ve Sırp milliyetçisi fikirlerden etkilenen Čubrilović, ilerleyen yıllarda suikastı daha karanlık bir tarihsel perspektiften değerlendirmeye başladı. “Sonrasında gelen savaş nedeniyle sonsuza dek kaybedilen güzel bir dünyayı yok ettik.” sözü, onun yaşlılık döneminde taşıdığı tarihsel pişmanlığın en dikkat çekici ifadelerinden biri olarak öne çıktı.
Čubrilović, 11 Haziran 1990’da Belgrad’da 93 yaşında öldüğünde, suikast komplosunun hayatta kalan son katılımcısıydı.

 

8. Resmi Gezi Programı (28 Haziran 1914)

 

28 Haziran 1914 Pazar sabahı, Danilo Ilić, altı suikastçıyı Arşidük Franz Ferdinand’ın konvoyunun geçeceği güzergah boyunca stratejik noktalara mevzilendirdi. Buna karşın Emniyet Müdürü Edmund Gerde'nin elindeki yaklaşık 120 kişilik polis gücü, yaklaşık yedi kilometre uzunluğundaki rota boyunca her 50 metrede bir konuşlanacak şekilde iki sıraya dağıtılmak zorunda kalınmıştı. Bu zig-zag düzenlemesinde her bir polis, sağında ve solunda 50'şer metre olmak üzere toplam 100 metrelik bir alanı tek başına gözetlemekle yükümlüydü. 120 polis arasında 119 aralık bulunduğundan kapsanan toplam mesafe yalnızca 119 × 50 = 5.950 metre, yani yaklaşık 6 kilometreyle sınırlı kalıyordu; güzergâhın geri kalan yaklaşık 1 kilometrelik bölümü ise fiilen korumasız kalmaktaydı. Bu denli seyrek bir yerleşim, kalabalığı kontrol etmek ya da binalardan gelebilecek tehditleri bertaraf etmek için büyük ölçüde yetersizdi; polisler, gerçek bir güvenlik barikatı oluşturmaktan çok sembolik birer gözlemci konumundaydı.

 

Suikastçılardan Gavrilo Princip ve Nedeljko Čabrinović’in mahkeme ifadelerine göre, Arşidük’ün Haziran ayındaki Bosna ziyaretinden ilk kez Mart 1914’te yayımlanan bir gazete kupürü sayesinde haberdar oldular. Bu kupür, Viyana’da çıkan Reichspost gazetesinden alınmıştı. Belediye memuru ve aynı zamanda Genç Bosna üyesi olan Mihajlo Pušara (1886–1915), kupürü posta yoluyla Belgrad’daki arkadaşı Čabrinović’e gönderdi. Haberde, Arşidük Franz Ferdinand’ın Bosna’ya resmi bir ziyaret gerçekleştireceği duyuruluyor, ancak kesin tarih henüz bilinmediği için haberde yer almıyordu.

 

Čabrinović, eline geçen bu bilgiyi hemen yakın arkadaşı Princip ile paylaştı. Böylece söz konusu gazete kupürü, Mlada Bosna (Genç Bosna) örgütü içinde Franz Ferdinand'a suikast fikrinin doğmasına ve eylemin ayrıntılı planlama sürecinin başlamasına neden olan ilk kıvılcım olarak tarihe geçti.



Haziran başına gelindiğinde ise gezinin resmi programı artık kamuoyuna açıklanmıştı ve plan şu şekildeydi:

 

 

  • 09:50 — Saraybosna Garı’na Varış: Çift, Ilidža’dan trenle gelerek Saraybosna istasyonuna varış.
  • 09:50 - 10:10 — Konvoy Geçişi: İstasyonun ardından kısa bir askeri kışla ziyaretinin ardından, 6 araçlık konvoy Appel Rıhtımı (Appel Quay; Obala Kulina banovina) üzerinden Belediye Binası’na (Vijećnica) hareket.
  • 10:10 - 10:30 — Belediye Binası (Vijećnica) Ziyareti: Belediye Başkanı tarafından karşılanma ve resmi törenler.
  • 10:40 - 11:40 — Eyalet Müzesi Açılışı: Yeni Devlet Müzesi’nin açılışı ve müze turu.
  • 12:00 - 14:00 — Öğle Yemeği ve Ayrılış: Valilik binasında (Konak) öğle yemeğinin ardından tren istasyonuna dönüş ve şehirden ayrılış.

 

9. Resmi Ziyaretin Başlangıcı

Aynı sabah trenle Saraybosna’ya varan Franz Ferdinand ve eşi Sophie, istasyonda Bosna-Hersek Valisi General Potiorek tarafından resmi törenle karşılandı. Çiftin şehir merkezindeki Belediye Binası’na ulaşması için Appel İskelesi güzergahını takip edecek altı araçlık bir konvoy hazırlanmıştı. 

 

Ancak bu planlama, daha ilk dakikalarda büyük bir lojistik fiyaskoya dönüştü. Saray Mareşali Karl Freiherr von Rumerskirch’in suikast sonrası sunduğu resmi rapor, konvoydaki kritik bir zafiyeti gözler önüne sermektedir: Arşidük’ün şahsi güvenliğinden sorumlu profesyonel polisler ve gizli servis görevlilerine ne bir otomobil ne de bir fayton tahsis edilmişti. Ayrıca Arşidüşes Sophie’nin mücevher sandıklarıyla ağır biçimde yüklü olduklarından istasyonda geride kalmak zorunda kaldılar.

 

Franz Ferdinand ve Sophie kendileri için ayrılan araca bindikten sonra konvoy şehir merkezine doğru harekete geçti. Bu talihsiz koordinasyon hatası, Arşidük’ün koruma kalkanını kritik ölçüde zayıflatmış ve suikast anında etkili müdahale kapasitesini ciddi şekilde sınırlamıştır.

 

Konvoy: 

 

Konvoyun en önünde, güzergah güvenliğini sağlamak ve yolu trafiğe açmakla görevli bir polis aracı ilerliyordu. Onu takip eden araçların dağılımı şöyleydi:

 

1. Araç: Bu araçta, Arşidük’ün kendi koruma ekibinin güvenlik şefi ile birlikte, yanlış bir protokol düzenlemesi sonucu bindirilen üç yerel Bosnalı polis memuru bulunuyordu.

 

Not: Asıl profesyonel koruma ekibi ve gizli servis görevlileri, istasyonda yaşanan organizasyon kaosu nedeniyle konvoya dahil edilememiştir. 

 

2. Araç: Bu araçta Saraybosna Belediye Başkanı Fehim Čurčić (1866-1916) ve Polis Şefi Dr. Edmund Gerde bulunuyordu.

 

3. Araç: Arşidük’ün yaveri Kont Franz von Harrach (1870–1937)’a ait olan, AIII-118 plakalı, 1910 model üstü açık Gräf & Stift 28/32 PS çift phaeton tipi otomobildi. Aracı şoför Leopold Lojka (1886–1926) kullanıyordu; Harrach ise onun yanında ön yolcu koltuğunda oturuyordu. 

 

Appel Rıhtımı üzerindeki ilk bombalı saldırı girişiminin ardından Harrach, olası yeni bir saldırıya karşı Arşidük'ü korumak amacıyla ön koltuktan inerek aracın sol yan basamağına geçti ve burada ayakta durarak koruma görevi üstlendi.

 

Arka koltukta Arşidük Franz Ferdinand sol tarafta, eşi Sophie sağ tarafta yan yana oturuyordu. Onların karşısındaki katlanır koltukta ise Bosna-Hersek Valisi Potiorek yer alıyordu.

 

4. Araç: İlerleyen yıllarda Nürburgring’deki zaferleriyle tanınacak başarılı bir otomobil yarışçısı olarak tarihe geçecek olan şoför Otto Merz (1889-1933), aracın sahibi Yarbay Alexander Graf von Boos zu Waldeck (1874–1924), Sophie’nin nedimesi Wilma Kontes Lanjus von Wellenburg (1887-1960) ve Vali Potiorek’in askeri yaveri, aynı zamanda askeri daire başkanı Yarbay Erik von Merizzi (1874-1917) bu araçta oturuyordu.

 

Merizzi, konvoyda Franz Ferdinandın askerleri ile yerel yetkililer arasındaki dil bariyerini güzergah değişiklikleri, duraklama emirleri ve sürücülerle koordinasyon gibi protokol düzenlemelerini Potiorek adına yürütüyor, bu zincirde kilit irtibat kişisi olarak görev yapıyordu.

 

Arka koltukta Arşidük Franz Ferdinand sol tarafta, eşi Sophie sağ tarafta yan yana oturuyordu. Onların karşısındaki katlanır koltukta ise Bosna-Hersek Valisi Potiorek yer alıyordu.

 

5. Araç:  Bu araçta, Arşidük’ün yakın çevresinden ve Bosna-Hersek yönetiminden üst düzey yetkililer bulunuyordu. Yolcular arasında Franz Ferdinand’ın yardımcısı Dr. Andreas von Morsey (1888-1951), Arşidük’ün Askeri Şansölyeliği Başkanı Albay Carl von Bardolff (1865-1953), Arşidük’ün Saray Mareşali ve protokol sorumlusu Karl Freiherr von Rumerskirch (1867-1947) ile Bosna-Hersek Eyalet Hükümeti’nden Regierungsrat (Hükümet Danışmanı) Dr. Heinrich Starch (1877-1942) gibi üst düzey yetkililer yer alıyordu.

 

 

6. Araç: Altıncı araç boştu ve yalnızca yedek araç olarak konvoyda yer aldı.

 

Not: Resmi belgelere dayanarak bu çalışmada konvoy altı araç olarak kabul edilmektedir. Bazı anlatımlarda geçen “yedi araç” ifadesi, en öndeki polis aracının konvoya dahil edilmesinden kaynaklanan bir sayım farkıdır.

 



 

gerekçesi son derece çarpıcıydı: "Yerel garnizonun tören üniforması yoktu." Ek polis getirmek ise bütçe aşımı gerekçesiyle reddedildi;  Ziyaret öncesinde defalarca uyardı

 

Daha sonra, ilk bombalı saldırının ardından Belediye Binası'nda toplanan heyette, Arşidük'ün baş yaveri Baron Karl von Rumerskirch (1867–1947), çiftin askeri birlikler sokakları güvene alana kadar binada kalmasını önerdi. Ancak Potiorek, bu öneriyi de 'yerel garnizonun tören üniforması olmadığı' gerekçesiyle reddederek, konvoyun hareketine onay verdi.
 
 
 

Conrad, Franz Ferdinand’ın Bosna’ya hareketinden bir gün önce İmparator’a güvenliği konusunda şüphelerini dile getirdiğini ve aşırı yaz sıcağı nedeniyle yolculuktan vazgeçmenin daha iyi olup olmayacağını sorduğunu yazar Arşidük’ün tıbbi danışmanı Dr. Eisenmenger ise, Franz Ferdinand’ın hükümdar tarafından kendisine yüklenen bu görevi üstlenmeye isteksizlik duyduğunu ve şöyle söylediğini aktarır: Franz Ferdinand bu misyonu yerine getirmekten hoşnutsuzluk duymuş ve bunun kendisine büyük bir yük olduğunu belirtmişti.[38]

   




Geçici bir rahatsızlıkta doktor ve hasta arasındaki bağ, genellikle tedavi biter bitmez sona erer. Ancak kronik (süreğen) hastalıklarla yaşayanlar için durum çok farklıdır. Bu kişiler için yıllar süren mücadele, paylaşılan kaygılar ve biriken ortak anılar, doktor-hasta ilişkisini derin bir ortaklığa dönüştürür. Hekim, zamanla sadece tedavi eden kişi olmaktan çıkar; ailenin bir parçası, güvenilir bir sırdaş ve yol gösteren bir akıl hocası haline gelir.

Arşidük Franz Ferdinand’ın doktoruna “Siz ve uşak, benim tek dostlarımsınız” demesi de boşuna değildir. Bu söz, onun kişisel hekimiyle kurduğu güven ve yakınlığın en açık göstergesidir. Hayatını emanet ettiği doktoruna Bosna seyahati öncesinde en derin endişelerini açmış olması da bu bağlamda son derece muhtemel görünmektedir. Kronik hastalıklarla yaşayan herkes, muayene odasında yaşanan o samimi ve güven dolu anları zihninde kolayca canlandırabilir.

 

Franz Ferdinand’ın kaygılanmak için fazlasıyla nedeni vardı. Kendi şahsi askeri şansölyesine sahip olan ve Ordu Başmüfettişliği ile görevlendirilen Franz Ferdinand, Bosna seyahatinin barındırdığı tehlikelerin son derece farkındaydı. Bu kaygıları derinleştiren başlıca unsur ise Bosna Valisi Potiorek'in tutumuydu. Genelkurmay Başkanlığı sırası gelmişken Franz Ferdinand'ın bu görev için Conrad von Hötzendorf’u tercih etmesiyle kendisini Bosna valiliğinde bumuştu. Belki de her türlü önlemi aldığını düşünen  Potiorek, hanedan üyelerinin resmi seyahatlerinde alışılmış olan İmparatorluk koruma birliklerinin Franz Ferdinand’a eşlik etmesine gerek duymamış, böylece zaten riskli olan Saraybosna ziyaretini çok daha savunmasız hale getirmişti.

 

Tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında sıkışıp kalan Franz Ferdinand’ın, seyahatle ilgili kaygılarını hekimiyle paylaşmış olması son derece muhtemeldir. Uzun süredir mücadele ettiği kronik solunum rahatsızlığı düşünüldüğünde, hekiminin ona astımını resmi gerekçe göstererek İmparator’dan bu görev için başka birinin görevlendirilmesini ve kendisinin affını talep etmesini önermiş olması da oldukça akla yatkın görünmektedir.

 

Nitekim Franz Ferdinand, Saraybosna’ya gitmeden önce amcası İmparator Franz Joseph ile görüşmüş ve sağlık durumunu gerekçe göstererek bu seyahatin iptal edilip edilemeyeceğini sormuştu. Ancak İmparator ona “Gitme” demedi. Franz Joseph, suikastten sonra Conrad von Hötzendorf ile yaptığı görüşmede, yeğenini bu yolculuktan vazgeçirmemiş olmanın pişmanlığını bizzat dile getirecekti.[38][(https://archive.org/stream/albertinitheoriginsofthewar1914/Albertini%20THE%20ORIGINS%20OF%20THE%20WAR%201914_djvu.txt)]

İçini kemiren huzursuzluklara rağmen Arşidük, bu seyahate çıktı. Kendisini tam olarak neyin beklediğini bilmiyordu; ancak yaklaşan tehlikeyi sezdiği açıktı. Buna rağmen görev duygusuyla geri çekilmedi. Saraybosna’ya doğru yaptığı bu yolculuk, yalnızca kendi hayatının değil, bütün Avrupa’nın kaderini değiştirecek olayların başlangıcı olacaktı.



 

 



5 numaralı araçta Albay Dr. Carl von Bardolff, Binbaşı Paul Höger, Dr. Ferdinand Fischer, Üsteğmen Adolf Egger ve şoför Max Thiel bulunuyordu. Egger, Viyana’daki Fiat fabrikalarının direktörüydü. O da Avusturya Gönüllü Otomobil Birliği’nin bir üyesiydi ve bu araç kendisine aitti — doğal olarak bir Fiat’tı. Ön koltukta şoför Max Thiel’in yanında oturuyordu.

Bu arada daha önceden 

Bu araçtaki en kıdemli isim Bardolff’tu; arka koltukta, solunda Höger ile birlikte yer aldı. Höger’in önündeki yardımcı koltukta ise Viyana’daki saray hekimlerinden Dr. Fischer oturuyordu. Sabahın ilerleyen saatlerinde onun hizmetlerine ihtiyaç duyulacaktı. Franz Ferdinand’ın kişisel hekimi Dr. Victor Eisenmenger hastalanmış ve Bosna-Hersek’e yapılan seyahate eşlik edememişti.[53 folly-and-malice s. 526]

 




 "İlk bombalı saldırının ardından Belediye Binası'nda toplanan heyette, Arşidük'ün baş yaveri Baron Karl von Rumerskirch (1867–1947), çiftin askeri birlikler sokakları güvene alana kadar binada kalmasını önerdi. Ancak Potiorek, bu öneriyi de 'yerel garnizonun tören üniforması olmadığı' gerekçesiyle reddederek, konvoyun hastaneye hareketine onay verdi.

 

Daha sonra, ilk bombalı saldırının ardından Belediye Binası'nda toplanan heyette, Arşidük'ün saray mareşalı Baron Karl von Rumerskirch (1867–1947), çiftin askeri birlikler sokakları güvene alana kadar binada kalmasını önerdi. Ancak Potiorek, bu öneriyi de 'yerel garnizonun tören üniforması olmadığı' gerekçesiyle reddederek, konvoyun hareketine onay verdi."

 

Čurčić, "Ekselansları, İmparatorluk ve Kraliyet Veliahtı, Ekselansları!

Kalplerimiz, Ekselanslarının başkentimizi onurlandırmak için lütfettiği bu en nazik ziyaret nedeniyle mutlulukla doludur. Yüzlerimizde, Majesteleri İmparator ve Kral’a, Habsburg-Lorraine hanedanına karşı sarsılmaz sadakatimizi, sevgimizi ve bağlılığımızı okuyabileceğinizi umuyorum. Başkent Saraybosna’nın tüm vatandaşları ruhlarının mutlulukla dolu olduğunu hissetmekte ve Ekselanslarının bu en şerefli ziyaretini en içten dileklerle karşılamaktadırlar. Bu ziyaretin, Ekselanslarının şehrimizin ilerlemesi ve refahı konusundaki en nazik ilgisini artıracağına ve bizim derin minnettarlığımızı ve sadakatimizi daha da güçlendireceğine yürekten inanıyoruz."

 

 


Kendilerini görmek için cadde ve sokakların iki tarafınca sıralanan ahalinin arasından ilerleyen konvoyun hedefi belediye binasıydı. Şehrin yönetici kadrosuyla bir araya gelmeyi planlayan heyetin bir sonraki durağı da Avrupa Oteli olacaktı. Her şey planlandığı gibi giderse birkaç saat içinde Saraybosna ziyaretini tamamlayacak ve şehirden ayrılacaklardı. Konvoy, Appel Quay’a doğru yol aldı.

 

 

 

Konvoy saat yaklaşık 10.10’da Appel Quay boyunca ilerlemeye başladı. Yol, Miljacka Nehri boyunca uzanıyordu.

Hava sıcak ve güneşliydi. Halkın büyük kısmı güneşten kaçmak için nehir tarafında toplanmıştı.

Suikastçılar ise yerlerini almıştı. Yedi kişilik grup — aslında altı saldırgan ve onları yönlendiren Danilo Ilić — bomba ve tabancalarını alarak bekliyordu.

O sabah erkenden Gavrilo Princip, Nedeljko Čabrinović’e bir bomba ile siyanür kapsülü vermişti; ancak bu kez tabanca vermemişti. Nedeni bilinmiyordu.

Şehirde güvenlik son derece zayıftı. Appel Quay boyunca çok az polis bulunuyordu. Binlerce asker şehirde olmasına rağmen güvenlik için kullanılmamıştı.

1910’da İmparator Franz Joseph’in ziyareti sırasında uygulanan sıkı güvenliğin aksine, bu kez Saraybosna polisi neredeyse tamamen yetersizdi. Yaklaşık 120 polis memurunun yalnızca 60 kadarı görevdeydi.
Konvoy yaklaşırken kalabalık tezahürat yapmaya başladı.

İlk sırada bekleyen Muhamed Mehmedbašić bombayı atamadı; hatta silahını bile çekemedi.

Oysa daha zayıf karakterli olduğu düşünülen Čabrinović saldırıyı gerçekleştirmeye kararlıydı. Diğer komplocular korku, kararsızlık ya da teknik sorunlar nedeniyle hareketsiz kalmıştı.

Čabrinović bombayı hazırlayıp ikinci araca doğru fırlattı.

Kont Harrach patlama sesini önce lastik patlaması sandı ve sürücüye durmasını söyledi. Ancak şoför durumun farkındaydı ve hızlandı.

Bomba aracın katlanmış tavanına çarpıp yola düştü ve üçüncü aracın yanında patladı.

Patlama yolda büyük bir çukur açtı, çevredeki binalara zarar verdi ve çok sayıda kişiyi yaraladı. İnsanlar panik içinde kaçışmaya başladı.

Kalın duman yükselirken Franz Ferdinand aracını durdurttu. İlk anda bombanın kendi aracına düştüğünü sandı; ardından arkadaki aracın parçalandığını gördü.

İnsanlar yaralılara yardım etmeye çalışıyordu. Sophie’nin yanağına küçük bir şarapnel parçası isabet etmişti.

Franz Ferdinand olay yerini incelemek ve yaralılarla ilgilenmek istedi. Patlamada parçalanan araçtan enkazlar yola saçılmıştı.

Sophie’nin nedimesi ağır yaralanan Albay Merizzi’nin başındaki kanamayı durdurmaya çalışıyordu. Franz Ferdinand’ın doktoru da yaralılara müdahale etti.

General Appel, askeri hastaneyi arayarak doktor ve cerrah gönderilmesini sağladı.

Buna rağmen Franz Ferdinand programa devam edilmesini emretti. Bombacıyı yalnızca “çılgın biri” olarak nitelendirdi.

Aslında araç ciddi şekilde hasar görmüştü. Benzin deposu delinmiş, aracın tavanına şarapnel saplanmıştı.

Patlamanın etkisi sanıldığından büyüktü. Dördüncü araç kullanılamaz hale gelmişti. Beşinci araç da hasar almıştı.

Bu sırada öfkeli kalabalık Nedeljko Čabrinović’i yakalamaya çalışıyordu.

Čabrinović siyanür kapsülünü içip nehre atladı. Ancak yaz kuraklığı nedeniyle nehir çok sığdı. Sert şekilde yere düştü. İçtiği siyanür de eskiydi; bu yüzden ölmedi, yalnızca kusmaya başladı.

Polis onu kalabalık linç etmeden yakaladı.

Konvoy daha sonra belediye binasına doğru ilerledi. Belediye başkanı saldırıdan habersizdi ve Franz Ferdinand’ı hazırladığı resmi konuşmayla karşılamak üzere merdivenlerde bekliyordu.

Bu sırada uzakta bulunan Trifko Grabež ile Gavrilo Princip saldırının başarılı olduğunu sanmıştı.

Princip olay yerine yaklaşınca Čabrinović’in yakalandığını gördü ve bombalı saldırının başarısız olduğunu anladı.

Bir an için Čabrinović’i vurup susturmayı düşündü; çünkü yakalanan arkadaşının konuşabileceğinden korkuyordu. Ancak bundan vazgeçti.

Kalabalığın içine karıştı ve başka bir noktaya geçti. Çünkü hala yeni bir fırsat doğabileceğine inanıyordu.

“Sayın Belediye Başkanı, insan buraya ziyarete geliyor ve bombalarla karşılanıyor! Bu kabul edilemez!”

Franz Ferdinand, bombalı saldırının şokunu hala üzerinden atamamıştı ve açıkça öfkeliydi. Ancak eşi Sophie von Hohenberg kulağına birkaç sakinleştirici söz fısıldadıktan sonra kendisini toparladı.

Bunun üzerine belediye başkanının konuşmasına devam etmesine izin verdi. Ardından kendi konuşmasını önce Almanca, sonra da Sırp-Hırvatça olarak yaptı.

Franz Ferdinand son derece gergin bir ortamda duygularını kontrol etmeyi başarmıştı.

Daha sonra herkes belediye binasına girdi. Sophie üst kata çıkarılarak Müslüman kadınlardan oluşan bir heyetle görüştü. Erkeklerin bu toplantıya katılmasına izin verilmiyordu.

Diğer görevliler ise giriş salonunda kaldı. Sonradan yapılan tanıklıklara göre Franz Ferdinand’ın davranışları alışılmadık derecede tuhaftı. Sürekli salon içinde dolaşıyor, ayaklarını abartılı biçimde yerden kaldırarak yürüyordu. Ses tonu normalden daha tiz çıkıyordu.

Bazıları bunun korkusunu gizleme çabası olduğunu düşündü. Ancak buna rağmen güvenlik önlemlerini değiştirme ya da programı iptal etme yönünde ciddi bir adım atılmadı.

Franz Ferdinand artık programı tamamen iptal etmeyi düşünmeye başlamıştı. Özellikle yaralanan Albay Merizzi’yi hastanede ziyaret etmek istiyordu.

Salon içindeki tartışma oldukça gergin geçti.

Oskar Potiorek, Appel Quay üzerinden doğrudan hastaneye gidilmesini ve müze ziyaretinin iptal edilmesini önerdi.

Başka bir subay, bu kez yollara daha fazla polis ve asker yerleştirilmesini teklif etti. Ancak Potiorek askerlerin törene uygun giyinmediğini söyleyerek öneriyi reddetti.

Franz Ferdinand önce Sophie’nin kendisiyle gelmesini istemedi. Eşinin ya valilik konağına ya da otele silahlı eskortla gönderilmesini önerdi. Onu ikinci bir saldırıya maruz bırakmak istemiyordu.

Yardımcısını Sophie’ye haber vermesi için gönderdi. Ancak Sophie’nin görüşmesi henüz bitmemişti ve görevli dışarıda beklemek zorunda kaldı.

Yeni plan kendisine anlatıldığında Sophie kesin biçimde karşı çıktı. Kocasıyla birlikte yeniden halkın karşısına çıkmakta ısrar etti.

Bunun üzerine polis şefi Edmund Gerde’ye güzergah değişikliğinin sürücülere bildirilmesi emredildi.

Aslında konvoy organizasyonu Albay Merizzi’nin göreviydi; fakat kendisi hastanedeydi. Yaşanan karmaşa içinde bilgiler düzgün şekilde aktarılmadı.

Polis şefi Gerde’nin talimatı sürücülere gerçekten iletip iletmediği bilinmemektedir. Sonuç olarak şoförlere yeni rota hiç söylenmedi.

Sophie yeniden eşinin yanına indi ve konvoy belediye binasından ayrıldı.

Franz Ferdinand ile Sophie araçlarına bindikten sonra Kont Franz Harrach içgüdüsel olarak aracın sol tarafındaki dış basamağa çıktı ve veliahdın yanında ayakta durmaya başladı.

Franz Ferdinand buna gülerek gerek olmadığını söyledi; ancak Harrach yerinde kalmakta ısrar etti.

Konvoy tekrar Appel Quay boyunca ilerlemeye başladı. Bu sırada Gavrilo Princip ile Trifko Grabež hala bölgede bekliyordu.

Saat yaklaşık 10.45’ti.

Bombalı saldırıya rağmen sokaklarda hala büyük kalabalık vardı. İnsanlar yine araçları alkışlıyor ve tezahürat yapıyordu.

Franz Ferdinand bile Kont Harrach’a dönerek, halkın yaşanan olaya rağmen neşesini korumasının sevindirici olduğunu söyledi.

Ancak tam bu sırada ölümcül hata yapıldı.

Veliahtın aracının sürücüsü, eski programa uygun biçimde Franz Joseph Caddesi’ne yanlışlıkla sağa döndü. Yol kenarında ünlü Moritz Schiller kafesinin önünde yoğun bir kalabalık bulunuyordu.

Oskar Potiorek hemen sürücünün hatasını fark etti ve bağırarak geri dönmesini emretti.

Fakat araç sıkışmıştı. O dönem araçlarda geri vites bulunmadığından önce tamamen durmaları gerekiyordu.

Tam araç yavaşlayıp manevra yapmaya çalışırken kaldırım kenarında duran Gavrilo Princip aniden öne çıktı.

Başını çevirmeden tabancasını çekti ve art arda iki el ateş etti.

Ön koltukta oturan Potiorek, Princip’in araca yaklaşarak ateş ettiğini gördü. Ancak olay o kadar hızlı gelişmişti ki silah seslerinin uzaktan geldiğini sandı.

Kont Harrach, Franz Ferdinand’ın sol tarafında duruyordu; bu yüzden yalnızca veliahdı koruyabiliyordu. Sophie’nin bulunduğu sağ taraf tamamen açıktı.

Potiorek sürücüye doğruca Latin Köprüsü üzerinden valilik konağı Konak’a gitmesini emretti.

Bu sırada kalabalık Princip’e saldırdı. Hala elinde silah vardı ve kendisini vurmak için tabancayı başına doğrultmaya çalıştı. Ancak kalabalıktan biri silaha yapıştı.

Büyük bir arbede yaşandı. İnsanlar Princip’i dövüyordu. Bir polis dedektifi onu linç edilmekten kurtardı. Kısa süre sonra başka polisler de geldi ve Princip karakola götürüldü.

Kavga sırasında Princip’in kemerine bağlı bombalardan biri yere düşmüştü. Polis geri dönerek bombayı topladı.

Ölüm anları

Konak’a giden yol aslında çok kısa olmasına rağmen araçtaki herkes için sonsuz gibi gelmişti.

Hem Kont Harrach hem de Potiorek en iyisini umuyordu; ancak durumun vahameti kısa sürede anlaşıldı.

Franz Ferdinand önce nefes almakta zorlandı. Ardından ağzından yoğun şekilde kan gelmeye başladı. Kan, hala aracın dış basamağında duran Harrach’ın üniformasına sıçrıyordu.

Harrach sürekli ağzındaki kanı silmeye çalışıyordu; fakat kan durmuyordu.

Sophie kocasının durumunu görünce:

“Tanrı aşkına, sana ne oldu?”

diye bağırdı.

Ancak hemen ardından sola doğru yığıldı ve Franz Ferdinand’ın dizlerinin üzerine düştü.

Potiorek arkasını dönüp Sophie’yi yeniden koltuğa oturtmaya çalıştı.

Franz Ferdinand eşinin durumunu fark etmişti. Sophie’ye çocukları için hayatta kalması gerektiğini söylüyordu.

Harrach ona çok acı çekip çekmediğini sorduğunda Franz Ferdinand yalnızca:

“Hiçbir şey değil…”

sözünü tekrar edip duruyordu.

Nefesi giderek hırıltılı hale geldi. Konak’a ulaştıklarında artık sesi çıkmıyordu.

Konaktaki görevliler hızla dışarı fırlayıp çifti içeri taşıdı. Sophie Potiorek’in yatağına yatırıldı; Franz Ferdinand ise yan odadaki bir sedire kondu.

Konakta üç doktor vardı; askeri hastaneden dört cerrah daha çağrılmıştı.

Doktorlar Sophie’nin giysilerini çıkarırken artık kurtarılamayacağını anladılar. Küçük giriş yarası, büyük olasılıkla leğen kemiği bölgesindeki ana damarlardan birini parçalamıştı. Sophie yoğun iç kanama geçiriyordu ve muhtemelen konağa ulaşmadan önce ölmüştü.

Doktorlar Franz Ferdinand’a müdahale etmeye çalıştı; ancak sert askeri üniforması yarayı incelemelerini zorlaştırıyordu.

İronik biçimde, yıllar önce İmparator Franz Joseph’in hayatını kurtaran sert yaka bu kez müdahaleyi geciktiriyordu.

Franz Ferdinand o sırada komaya girmişti.

Sonunda yardımcısı üniformanın nasıl açıldığını hatırlayamayınca cebinden çıkardığı çakıyla kuşağı kesti. Başkaları da makasla sert yakayı parçaladı.

Üniforma çıkarıldığında Franz Ferdinand kısa süreliğine daha rahat nefes almaya başladı; ancak ağzından hala yoğun şekilde kan geliyordu.

Saat yaklaşık 11.00’de başhekim Franz Ferdinand’ın öldüğünü ilan etti.

Cerrahlar başlangıçta ameliyat yapmayı düşünmüşlerdi; ancak kurşunun omurgaya saplandığını öğrenince bunun imkansız olduğunu anladılar.

 

 

 




Ziyaretten önceki günlerde şehirde iki hücrede organize olmuş yedi terörist toplandı. Arşidükün geliş sabahı, rıhtım boyunca aralıklarla konumlandılar. Bellerine bağlanmış, patlayıcı kapaklı ve kimyasal sigortalı sabun keklerinden büyük olmayan bombalar vardı. Cebinde dolu tabancalar vardı. Silah ve insan gücü fazlası, girişimin başarısı için çok önemliydi. Bir adam aranıp tutuklanırsa ya da harekete geçmezse, başka biri onun yerine geçmeye hazırdır. Her biri iş bittiğinde intihar edebilmek için bir kağıt siyanür tozu paketi taşıyordu.

Resmi güvenlik önlemleri yokluğuyla dikkat çekiyordu. Terörist öfkesi muhtemel olduğu uyarılarına rağmen, arşidük ve eşi açık bir arabayla kalabalık ve tamamen tahmin edilebilir bir güzergahı boyunca seyahat ettiler. Böyle durumlarda genellikle kaldırımları sıralayan askerlerin espalyeri ortada görünmüyordu, bu yüzden konvoy, kalabalıkların önünde neredeyse korumasız geçti. Özel güvenlik ekibi bile eksikti—şefi yanlışlıkla üç yerel Bosnalı subayla birlikte arabalardan birine binmiş, diğer adamlarını tren istasyonunda bırakmıştı.

Arşidük çifti kendi güvenlikleriyle dikkat çekmiyordu. Franz Ferdinand, son üç günü eşiyle küçük tatil kasabası Ilidze'de geçirmişti; burada kendisi ve Sophie sadece dostça yüzler görmüşlerdi. Hatta dar ve kalabalık sokaklarda rahatsız edilmeden yürüdükleri Saraybosna pazarına ani bir alışveriş ziyareti bile olmuştu. Bilemedikleri şey, üç gün sonra onları vuracak olan genç Bosnalı Sırp Gavrilo Princip'in de pazarda olup hareketlerini takip etmesiydi. Saraybosna'ya trenle gitmeden önceki son gece Ilidze'de bir akşam yemeğinde, Sophie, yerel yetkililere çifti Bosna'ya getirmemeleri konusunda uyarıda bulunan Bosnalı Hırvat lideri Dr. Josip Sunaric ile karşılaştı; bu dönemde yerel Sırplar için ulusal duygular arttı. "Sevgili Dr. Sunaric," dedi ona, "sonuçta yanılıyorsun.... Buraya gittik her yerde, o kadar samimiyetle ve hatta her Sırp tarafından da öyle samimiyetle karşılandık ki, bundan çok mutluyuz!" Franz Ferdinand, güvenlik prosedürlerine karşı sabırsızlığıyla tanınıyordu ve Bosna yolculuğunun bu son kısmının belirgin ve sivil bir hava taşımasını istiyordu. Son birkaç günü, yakınlardaki Bosna tepelerindeki ordu manevralarında genel müfettiş olarak geçirmişti; şimdi gelecekteki tebaaları arasında Habsburg tahtının varisi olarak gitmek istiyordu.

Habsburg saray görgü kurallarının önüne sokan engellere rağmen [Sophie'nin kraliyet dışı soyundan dolayı], arşidük ve eşi düğünlerinden beri son derece mutlu bir aile hayatı kurmuşlardı. "Sop'um" ile evlenmek, hayatındaki en zeki şeydi, diye 1904'te bir arkadaşına itiraf etti. O onun "tüm mutluluğu"ydu ve çocukları onun "tüm mutluluğu ve gururu"ydu. Bu ilişkinin—o dönemde hanedan evlilikleri bağlamında alışılmadık bir şekilde—Saraybosna'yı ziyaret ettiklerinde herhangi bir şekilde azaldığına inanmak için hiçbir sebep yok. Sophie, o gün Franz Ferdinand'ın yanında kalmasına izin verilmesini ısrarla talep etmişti ve Avusturya-Macaristan imparatorluğunun bu çekici ve egzotik karakolunda, Viyana'da genellikle imkansız olan bir şekilde birlikte yürütebilmeleri şüphesiz özel bir zevkti.

Arabalar, Habsburg siyah-sarı ve Bosna kırmızı-sarı bayraklarıyla süslenmiş evlerin ve dükkanların yanından geçerek, Cumurija Köprüsü'nün yanında mevzilenmiş olan Sarayeva [suikastçı] Muhammed Mehmedbašic'e doğru ilerledi. Etrafından tezahüratlar yükselirken, bombasını astar edip fırlatmaya hazırlandı. Gergin bir andı, çünkü bombanın perküsyon kapağı çatladığında—ki bu hareket yüksek sesle bir rapor çıkaracaktı—geri dönüş yoktu; Bombanın atılması gerekirdi. Mehmedbašic bombasını kundaktan kurtarmayı başardı, ancak son anda birinin — belki bir polisin — arkasından geldiğini hissettiğini düşündü ve korkudan felç oldu; tıpkı Ocak 1914'te trende Oskar Potiorek'i öldürme görevini iptal ettiğinde olduğu gibi. Arabalar devam etti. Sıradaki suikastçı ve ilk harekete geçen kişi, kendini iskelenin nehir tarafına yerleştiren Bosnalı Sırp Nedeljko Cabrinovic idi. Bombasını serbest bıraktı ve bir lamba direğine karşı patlayıcıyı kırdı. Vurmalı kapağın keskin patlamasını duyan arşidükün koruması Kont Harrach, bir lastiğin patladığını düşündü, ancak sürücü bombanın havada arabaya doğru uçtuğunu gördü ve gaz pedalına bastı. Arşidükün kendisi bombayı görüp eliyle uzaklaştırmayı başardı mı, yoksa bombanın yolcu bölmesinin arkasındaki katlanmış çatı kumaşına mı çarptığı net değil. Her neyse, isabet etti, yere düştü ve arkasındaki arabanın altında patladı, içeride birkaç polis memuru yaralandı ve yolda bir delik açtı.

Arşidük bu talizaya şaşırtıcı bir soğukkanlılıkla karşılık verdi. Geriye baktığında, dördüncü aracın durduğunu görebiliyordu. Hava toz ve dumanla doluydu ve patlamanın gücüyle hala çınlıyordu. Sophie'nin yanağını bir kırk kesmişti, ama çift zarar görmemişti. Dördüncü vagondaki yolcular yaralandı ama hayattaydı; bazıları attan inmeye çalışıyordu. En ağır yaralanan, General Potiorek'in yardımcısı Albay Erik von Merizzi'ydi; bilinçli olmasına rağmen kafa yarasından ağır kan kaybediyordu. Birçok seyirci de yaralanmıştı.

Cabrinovic bombasını fırlatır atmaz taşıdığı siyanür tozunu yuttu ve kendini parapetin üzerinden Miljacka'ya attı. Bu eylemlerin hiçbiri istenen sonucu getirmedi. Zehir kalitesi daha düşüktü, genç adamın boğazını ve mide tabakasını yaktı ama onu öldürmedi ya da bayıltmadı. Ve yaz sıcaklığında nehir onu boğacak ya da götürecek kadar alçaktı. Bunun yerine sadece 26 feet derinlikte, nehir yatağının kenarındaki açık kum üzerine düştü ve burada bir dükkan sahibi, tabancalı bir berber ve iki polis tarafından hızla yakalandı.

Tehlikeli bölgeden hemen ayrılmak yerine, arşidük yaralıların tedavisine özen gösterdi ve süvarilerin Saraybosna'nın merkezindeki Belediye Binası'na devam etmesini, ardından Appel İskelesi boyunca geri dönmesini emretti; böylece kendisi ve eşi yaralıları hastanede ziyaret edebildiler. "Hadi," dedi. "O adam açıkça deli; Programımıza devam edelim." Yarış konvoyu tekrar harekete geçti, en arka sürücüler dördüncü arabanın duman veren enkazının etrafından dolaşıyordu. Kalan suikastçılara, görevlerini tamamlamak için her fırsat verildi. Ama genç ve deneyimsizdiler; üçü araba ve yolcuları yakın mesafeye geldiğinde cesaretini kaybetti. Teröristlerin en genç üyesi Vaso Cubrilovic, son anda Mehmedbašic gibi donup kaldı—görünüşe göre, arşidükün eşinin imparatorluk arabasında yanında beklenmedik bir görünüm onu rahatsız etmişti. "Düşesin orada olduğunu gördüğüm için tabancayı çıkarmadım," diye hatırladı daha sonra, "Ona acıdım." Cvjetko Popoviç de korkudan çöktü. Görev yerinde kaldı ve cihazını atmaya hazır hale geldi ancak bunu yapamadı; çünkü "arşidükü son anda gördüğünde cesaretini kaybetti." Cabrinoviç'in bombası haberini duyunca, Popovic Sırp kültür topluluğu Prosvjeta binasına koştu ve kendi bombasını bodrumdaki bir kutunun arkasına sakladı.

Gavrilo Princip başta hazırlıksız yakalandı. Patlamayı duyunca, planın çoktan başarılı olduğunu düşündü. Cabrinovic'in bulunduğu yere doğru koştu, ama onu esirleri tarafından götürüldüğünü, zehirin boğazını yakmasıyla acı içinde eğildiğini gördü. "Hemen gördüm ki başarılı olamadı ve kendini zehirleyemedi. Onu hızlıca tabancamla vurmayı planlıyordum. Bu anda arabalar geçti." Princip suç ortağını öldürme planından vazgeçti ve dikkatini konvoya çevirdi, ama arşidükü görebildiğinde—parlak yeşil devekuş tüyleriyle süslenmiş kaskında kesinlikle tanınıyordu—araba o kadar hızlı hareket ediyordu ki net bir atış yapamıyordu. Princip sakin kaldı, bu koşullar altında olağanüstü bir başarı. Çiftin yakında döneceğini fark eden Sher, Franz Joseph Caddesi'nin sağ tarafında, konvoyun şehirden ayrılacağı kamuoyuna açıklanan güzergah boyunca yeni bir pozisyon aldı. Trifko Grabež, Princip'i aramak için görevinden ayrılmış ve ilk patlamadan sonra kalabalığın kalabalığının içinde kaybolmuştu. Konvoy onun yanından geçtiğinde, muhtemelen korkudan harekete geçmedi, ancak daha sonra kalabalığın o kadar yoğun olduğunu ve bombasını kıyafetlerinin altından çıkaramadığını iddia etti.

İlk başta arşidükün programı sürdürmekte ısrar etmesi haklı görünüyordu. Konvoy, Saraybosna Belediye Binası'nın önündeki hedefine başka bir olay yaşanmadan ulaştı. Ardından trajikomik bir ara geldi. Belediye başkanı Curcic'e, saygın ziyaretçilere her zamanki hoş geldin konuşmasını yapmak görevliydi. Konvoyun önündeki konumundan Curcic, günün çoktan çok kötü gittiğini ve masum yazısının duruma son derece yetersiz olduğunu biliyordu, ancak bir alternatif yapmaya ya da olanları hesaba katacak şekilde kelimelerini değiştirmeye çok gergindi. Yoğun bir huzur ve ter içinde bir halde, konuşmasını yapmak için öne çıktı; konuşmada şu gibi cevherler yer aldı: "Saraybosna'nın başkentinin tüm vatandaşları ruhlarının mutlulukla dolduğunu düşünüyor ve Majesteleri'nin en görkemli ziyaretini en sıcak karşılamayla karşılıyorlar..." Yola çıkmazdan önce, saldırıdan beri birikmiş öfke ve şoku şimdi patlayan arşidükün öfkeli bir beklentisiyle bölündü. "Buraya misafiriniz olarak geliyorum ve siz beni bombalarla karşılıyorsunuz!" Ardından gelen dehşet dolu sessizlikte, Sophie kocasının kulağına fısıldadı. Franz Ferdinand sakinliğini geri kazandı: "Pekala. Konuşabilirsiniz."

Belediye Başkanı Curcic konuşmasının sonuna kadar zorlandıktan sonra, Franz Ferdinand'ın kendi hazırladığı cevabın metnini taşıyan kağıtların dördüncü vagondaki yaralı memurun kanıyla ıslandığı keşfedilince bir duraklama daha oldu. Franz Ferdinand, sabahın olaylarını nazikçe anarak zarif bir konuşma yaptı: "Sayın Belediye Başkanı, halkın bana ve eşime alkışladığı coşkulu alkışlar için içtenlikle teşekkür ederim, suikast girişiminin başarısızlığına karşı onlarda bir memnuniyet ifadesi görüyorum." Sırp-Hırvatça bazı kapanış konuşmaları yapıldı; arşidük, belediye başkanından şehir halkına en iyi selamlarını iletmesini istedi.

Konuşmalardan sonra çiftin ayrılma zamanı gelmişti. Sophie, Belediye Binası'nın birinci katındaki bir odada bir heyetle Müslüman kadınlarla görüşmesi planlanmıştı. Erkekler odaya girmemiş, kadınların peçelerini çıkarabilmesi için engellenmiştir. Oda sıcak ve yakındı, düşes kasvetli ve çocuklarını düşüncelerle meşgul görünüyordu—annesiyle birlikte toplantıya giden küçük bir kızı görünce, "Bakın, bu kız neredeyse benim Sophie kadar uzun," dedi. Bu arada, arşidük imparatora bir telgraf yazmış, ikisinin de iyi olduğunu ve Belediye Binası'nın girişini gösterdiğini temin etmişti. Sabahın yaşadığı şok onu yakalamaya başlamıştı. Yerel bir tanık daha sonra hatırladı ki, "komik, ince bir sesle" konuşuyordu. "Oldukça korkunç bir şekilde duruyordu, bacaklarını yukarıya kaldırıyordu, sanki kaz adımı yapıyormuş gibi. Sanırım korkmadığını göstermeye çalışıyordu." Güvenlik önlemleri açıkça başarısız olmuş olan Potiorek'e biraz alaycı bir şey vardı.

Ziyaret şimdi nasıl ilerlemeli? Orijinal plan, kısa bir mesafe boyunca iskeleye geri dönüp ardından pazardan hemen sonra sağa dönerek Franz Joseph Caddesi'ne ve Ulusal Müze'ye gitmekti. Arşidük, Potiorek'e bir saldırının daha olası olup olmadığını sordu. Kendi ifadesine göre, Potiorek moral bozucu bir yanıt verdi: "Umarım değildir, ancak her olası güvenlik önlemine rağmen yakın mesafeden başlatılan böyle bir girişimi engelleyemezdi." Güven için Potiorek, programın geri kalanını iptal etmeyi ve doğrudan şehirden çıkıp Ilidze'ye ya da alternatif olarak vali konut sarayı Konak'a, oradan da nehrin sol kıyısındaki Bistrik tren istasyonuna gitmeyi önerdi. Ancak arşidük, şehrin batı kenarındaki garnizon hastanesinde iyileşen yaralı yardımcısını ziyaret etmek istedi. Müze turunun iptal edilmesi ve konvoy, muhtemelen başka olası suikastçıların beklendiği için Franz Joseph Caddesi'nden yukarı değil, doğrudan Appel İskelesi üzerinden geri dönmesi kararlaştırıldı. Orijinal plan, çiftin bu noktada ayrılacağını, arşidükün müzeye, eşinin ise vali sarayına gideceğini öngörmüştü. Ama Sophie inisiyatif aldı ve tüm maiyetinin önünde kocasına, "Hastaneye seninle gideceğim," diye ilan etti. Ekstra olarak, Kont Harrach arabanın sol tarafındaki (nehre doğru) koşu tahtası üzerinde durmaya karar verdi, başka bir saldırı olursa diye.

Konvoy, artan sıcaklıkta şehrin içinden geri döndü, şimdi batıya, Belediye Binası'ndan uzaklaştı. Ama kimse sürücülere değişen güzergah hakkında bilgi vermemişti. Pazar bölgesinden geçerken, önde gelen araç sağa Franz Joseph Caddesi'ne döndü ve Franz Ferdinand ile Sophie'yi taşıyan araba da onları takip etmek üzere oldu. Potiorek sürücüyü azarladı: "Bu yanlış yol! Appel Quay'ı almamız gerekiyor!" Motor devre dışı bırakıldı ve araç (geri vitesi olmayan) yavaşça ana yola geri döndü.

Bu, Gavrilo Princip'in anıydı. Kendini Franz Joseph Caddesi'nin sağ tarafındaki bir dükkanın önüne konumlandırmıştı ve araba neredeyse duracak şekilde yavaşladığı için ona yetişti. Beline bağlı bombayı zamanında çözemeyince, tabancasını çıkardı ve iki kez yakın mesafeden ateş etti, Harrach ise bastakta durup soldan dehşetle izliyordu. Zaman—Princip'in sonraki ifadesinden bildiğimiz gibi—dükkanın tentelerinin gölgesinden ayrılıp nişan alırken yavaşlamış gibiydi. Düşesi görünce bir an duraksadı: "Yanında bir hanımefendi oturduğunu görünce, ateş edip etmeyeceğimi düşündüm. Aynı zamanda garip bir hisle doldum...."

Potiorek'in hatırlaması da benzer bir gerçeksizlik hissini aktarıyor—vali, arabada hareketsiz otururken, silah sesi çıkarken katilin yüzüne baktığını ama duman ya da ağız patlaması görmediğini ve sadece uzaktan gelen hafif ateş seslerini duyduğunu hatırlıyordu. İlk başta saldırganın hedefini ıskaladığı anlaşılıyordu çünkü Franz Ferdinand ve eşi koltuklarında hareketsiz ve dik duruyordu. Gerçekte, ikisi de zaten ölüyordu. İlk kropi arabanın kapısından düşesin karnına girmiş, mide arterini koparmıştı; İkincisi arşidükün boynuna isabet etmiş, jugulyar damarını yırtmıştı. Araba nehri geçerek Konak'a doğru gürledi, Sophie yana sallandı ve yüzü kocasının dizlerinin arasına geldi. Potiorek başta şoktan bayıldığını düşündü; Ancak arşidükün ağzından kan aktığını görünce daha ciddi bir şeyin döndüğünü fark etti. Hala koşu tahtasının üzerinde oturup yolcu bölmesine yaslanarak, Kont Harrach başdükü yakasını tutarak dik tutmayı başardı. Franz Ferdinand'ın yumuşak bir sesle konuştuğunu duydu; bu sözler monarşi genelinde ünlü olacak: "Sophie, Sophie, ölme! Çocuklarımız için hayatta kal!" Yeşil devekuş tüyleriyle dolu tüylü miğfer başından kayıp gitti. Harrach ona acı çekip çekmediğini sorduğunda, arşidük birkaç kez fısıldayarak "Bir şey değil!" diye tekrarladı ve sonra bilincini kaybetti.

Geri çekilen aracın arkasında, kalabalık Gavrilo Princip'in etrafına dolandı. Tabanca elinden düştü, kakakına kaldırıp intihar etmek için elini aldı. Yutmaya çalıştığı ama başaramadığı siyanür paketi de öyleydi. Çevredeki kalabalık tarafından yumruklandı, tekmelendi ve bastonla dövüldü; Polis memurları onu gözaltına almayı başarmasaydı, anında linç edilirdi.

Sophie Konak sarayına vardıklarında çoktan ölmüştü ve çift birinci kattaki iki odaya acele etti. Franz Ferdinand komaya girdi. Silahlı saldırı yerinden baştan koşarak arşidükün yanına koşan valeti, nefesini yatıştırmak için ön taraftaki üniformasını keserek açtı. Kan sıçradı, vale üniformasının sarı kelepçelerini lekeledi. Yatağın yanında diz çöken vale, çocukları için bir mesajı olup olmadığını sordu, ancak cevap gelmedi; Arşidükün dudakları zaten sertleşmişti. Oradaykiler, varisin öldüğüne birkaç dakika sonra kabul etti. Saat 11'den biraz sonraydı. Haber saraydan yayıldıkça, Saraybosna'da çanlar çalmaya başladı.

 

 

 

 

 

 



 

 

 

Ferdinand’ın Haziran 1914’te manevralara katılmak üzere Bosna’yı ziyaret edeceği duyurulduğunda, ziyaretin organizasyonu askeri vali olarak General Oskar Potiorek’e düşmüştü. Potiorek, titizliğiyle tanınan ve öfke nöbetlerine yatkınlığı nedeniyle saray çevrelerinde “Ogre” olarak anılan Arşidük’ün beklentilerini karşılamak için olağanüstü bir ayrıntı hassasiyetiyle işe koyuldu. Tek bir hata valinin kariyerini bitirebilirdi; üstelik Ferdinand daha önce onun terfisini iki kez engellemişti. Bu nedenle Potiorek, Arşidük’ün şarabının doğru sıcaklıkta servis edilmesinden ona özel bir şapel inşa edilmesine kadar tüm düzenlemeleri gözden geçirdi. Ancak güvenlik konusunda sorumluluğu büyük ölçüde Varis’in çevresindeki subaylara bıraktı.

Potiorek, titizliğiyle tanınan ve sert mizacı nedeniyle saray çevrelerinde, mitolojideki insan yiyen dev canavarlara benzetilerek “Ogre” lakabıyla anılan Arşidük’ün beklentilerini karşılamak için olağanüstü bir titizlikle işe koyuldu.

 

Saldırı günü Potiorek bu saldırıdan yara almadan kurtulacak ve daha sonra görülen davada Gavrilo Princip, mahkemede aslında Sophie’yi değil, Vali Potiorek’i vurmayı amaçladığını ifade edecekti.[11]

 
 

Konvoy ilerlerken ilk suikastçı Muhamed Mehmedbašić (1887–1943)'in bulunduğu noktayı sorunsuz geçti. İkinci suikastçı Vaso Čubrilović'un yanına gelindiğinde ise Čubrilović harekete geçemedi. Ardından konvoy, Miljacka Nehri boyunca uzanan ve günümüzde Obala Kulina bana adıyla bilinen Appel Rıhtımı’nda (Appel Quay/Appelkai), yolu dolduran tezahürat yapan kalabalıkların arasından ilerlerken, Nedeljko Čabrinović (1895–1916)’in bulunduğu noktaya ulaştı. Saat yaklaşık 10.10’da Čabrinović elindeki bombayı Arşidük’ün üstü açık arabasına doğru fırlattı. Ancak bomba, aracın katlanmış branda örtüsüne çarparak sekti ve hemen arkadan gelen üçüncü aracın altında patladı. Patlama sonucunda arkadaki araçta bulunan iki subay ağır şekilde yaralanırken, etraftaki kalabalık arasından da 16-20 kişi saldırının şiddetiyle çeşitli yerlerinden yaralandı. Saldırının ardından yakalanacağını anlayan Čabrinović, yanındaki siyanür kapsülünü yuttu ve Miljacka Nehri'ne atladı. Fakat siyanür kapsülü eski ve etkisizdi; sadece mide bulantısı ve kusmaya yol açtı, beklenen ölüm gerçekleşmedi. Üstelik yaz kuraklığı nedeniyle nehrin su seviyesi oldukça düşüktü (yaklaşık 10-13 cm); Čabrinović sığ suda ayaklarını incitti ve kaçamadı. Çevredeki kalabalık ve polis tarafından kısa sürede yakalandı, ağır şekilde darp edilerek karakola götürüldü. Bu başarısız girişim, suikastın sona erdiği izlenimini yaratsa da, birkaç saat sonra Gavrilo Princip'in aynı güzergahta pusuya yatmasıyla olaylar çok daha trajik bir yöne evrilecekti.[8]

 

Franz Ferdinand, planlanan resepsiyon için Saraybosna Belediye Binası’na vardığında oldukça sinirliydi. Belediye Başkanı Fehim Čurčić (1866–1916)'in karşılama konuşmasına başladığında Arşidük onu yarıda keserek, “Sayın Belediye Başkanı, buraya bir ziyarete geldim ve bombalarla karşılandım. Bu çok çirkin bir şey!” dedi. Eşi Sophie’nin kulağına fısıldamasıyla sakinleşen Franz Ferdinand, belediye başkanının konuşmasını tamamlamasına izin verdi. Ardından kendi konuşmasında, halkın suikast girişiminin başarısızlığından duyduğu sevinç gösterilerinden cesaret buldu. Programı iptal etmek yerine, bombalı saldırıda yaralanan konvoyundaki askerleri ile diğer yaralananları hastanede ziyaret etmeye karar verdi. Güvenlik endişelerine karşı, “Saraybosna’nın suikastçılarla dolu olduğunu mu düşünüyorsunuz?” diyerek itirazları reddetti.[9]

 








 

 

 

 

 

 







Saat yaklaşık onu gösterirken konvoy, bomba atması gereken Muhamed Mehmedbašić’in önünden geçti; ancak Mehmedbašić hiçbir şey yapmadı. Daha sonra hareketsiz kalmasını, Ilić’in kendisine bombayı yalnızca veliahdın aracını kesin olarak tanıdığı takdirde atması yönünde talimat vermesiyle açıkladı. Fakat bunu başaramamıştı. Güzergahtaki bir sonraki suikastçılardan Nedeljko Čabrinović, o sırada pasif biçimde oturan Vaso Čubrilović’in bulunduğu Café Mostar’ın (bugünkü Ćumurija 1 numara) tam karşısında duruyor ve bir polise Arşidük’ün hangi araçta olduğunu soruyordu. Polis doğru cevabı verince, Čabrinović bombanın emniyetini Ćumurija Köprüsü’nün batısındaki bir tramvay direğine vurarak açtı ve bombayı araca doğru fırlattı.[22][23][24]

Şoför havada gelen koyu renkli cismi fark ederek hızlandı; bu sırada Franz Ferdinand da eşini korumak için kolunu kaldırdı. Bomba, Franz Ferdinand’ın kolundan sekerek aracın katlanmış tavanının üzerinden arkaya düştü ve üçüncü otomobilin hemen önünde patladı. Patlamada Yarbay Erik von Merizzi ile Kont Alexander Graf von Boos zu Waldeck yaralandı; ayrıca yarım düzine kadar seyirci de zarar gördü.

Christopher Clark’a göre Čabrinović, Kara El tarafından sağlanan siyanürü yuttu ve Miljacka Nehri’ne atladı. Ancak zehir eskiydi ve etkisini kaybetmişti; bu yüzden yalnızca kustu.[26] Kendi ifadesine göre heyecan içinde zehirin bir kısmını dökmüştü.[27] Ayrıca nehrin o bölümü oldukça sığdı. Čabrinović halk tarafından yakalandı; neredeyse linç edilmek üzereyken tutuklandı. Bunun üzerine suikastçı Gavrilo Princip kalabalığın içine karıştı, bir kahvehaneye oturdu ve yakalanmamak için nöbetçi durumundaki arkadaşını vurup ardından intihar etmeyi düşündü.[29][30]

İlk bilgilere göre Yarbay Merizzi yalnızca hafif yaralanmıştı ve garnizon hastanesine götürülmüştü. Bunun ardından Franz Ferdinand yolculuğun devam etmesini emretti. Belediye binasına giderken konvoy diğer suikastçıların önünden geçti; ancak onlar da harekete geçmedi. Vaso Čubrilović daha sonra ifade verirken, düşese acıdığı için ateş etmediğini söyledi. Cvjetko Popović ise korktuğunu ve o anda ne olduğunu anlayamadığını anlattı.

Belediye binasından ayrılış — suikasttan beş dakika önce

Belediye binasına varıldığında belediye başkanı, çok sayıda yerel ileri gelenin önünde hazırladığı karşılama konuşmasına başladı; ancak Franz Ferdinand onu hemen sözünü keserek durdurdu:

“Sayın Belediye Başkanı, insan Saraybosna’ya ziyarete geliyor ve bombalarla karşılanıyor! Bu kabul edilemez!”[31]

Bununla birlikte sonunda sakinleşebildi. Belediye binasındaki ziyaretin ardından güzergahın değiştirilmesini emretti. Planlandığı gibi doğrudan Bosna-Hersek Devlet Müzesi’ne gitmek istemiyordu (orada Sırp tarihçi Vladimir Ćorović de onu bekliyordu); bunun yerine Čabrinović’in saldırısında boynundan yaralanan Merizzi’yi hastanede ziyaret etmek istiyordu.

Talihsiz biçimde hastane şehrin öbür ucundaydı. Biliński’nin aktardığına göre Rumerskirch, Franz Ferdinand’ın belediye binasından sonra eşinin güvenliğinden endişe ederek Potiorek ve Gerde’ye, bomba saldırısından sonra oraya gitmenin mantıklı olup olmadığını sorduğunu bildirmişti. Alternatif olarak başka bir yoldan Ilidža’ya dönmek ya da belediye binasına birkaç dakikalık mesafedeki Konak’a gitmek mümkündü. Gerde tereddüt ederken, Potiorek’in şu sözleri söylediği aktarılır:

“İmparatorluk Yüksek Hazretleri gönül rahatlığıyla devam edebilir; tüm sorumluluğu üstleniyorum.”

İkinci saldırı

Latin Köprüsü — suikastçı fotoğrafın solunda, bugünkü müzenin köşesinde duruyordu.

İkinci saldırının gerçekleştiği yerin kroki planı

Hohenberg Düşesi Sophie Chotek’i ölümcül biçimde yaralayan ilk kurşunun giriş deliği

Talimatların aksine araç konvoyu, Miljacka üzerindeki Latin Köprüsü hizasında başlangıçta planlanan rotaya saptı ve ayrıca virajı içeriden aldı (o dönemde soldan trafik uygulanıyordu); bu nedenle Princip ile araç arasındaki mesafe yalnızca iki metre kadar kaldı. Yeni güzergah hakkında yeterince bilgilendirilmemiş olan Leopold Lojka — ayrıca öndeki iki araç da yanlış yöne dönmüştü — tekrar rıhtıma çıkabilmek için geri vitese taktı; araç birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.

Princip büyük şaşkınlık içinde, Arşidük’ü taşıyan aracın Moritz Schiller adlı şarküterinin önünde durduğunu gördü; kendisi de tam o sırada kaldırımdaki bir masada kahve içiyordu. Ayağa kalktı, caddeye çıktı, tabancasını çekti — Belçikalı Fabrique Nationale firmasına ait, seri numarası 19074 olan 9 mm FN Browning Model 1910 — ve birkaç metre mesafeden Franz Ferdinand ile eşine iki el ateş etti.[32][33]

İlk mermi aracın yan gövdesini deldi; bu sırada çekirdek deforme oldu, keskin kenarlı hale geldi ve dönmeye başladı. Ardından Sophie’nin alt karın bölgesine isabet etti ve kısa süre içinde araç içinde iç kanamadan ölmesine yol açacak ağır yaralar açtı. Franz Ferdinand eşinin vurulduğunu fark ettiğinde şöyle bağırdığı aktarılır:

“Sopherl! Sopherl! Ölme! Çocuklarımız için hayatta kal!”[34]

Bunun hemen ardından ikinci kurşun Franz Ferdinand’ın boynuna isabet etti; şah damarını parçaladı ve nefes borusunu yaraladı. Sol taraftaki basamakta koruma amacıyla duran Kont Harrach arkasını dönerek veliahdı omzundan tuttu ve:

“Majesteleri, size ne oldu?”

diye sordu. Franz Ferdinand ise:

“Bir şey değil…”

cevabını verdi ve birkaç saniye sonra bilincini kaybetti. Veliaht artık doğrudan giriş yarasından değil, esas olarak yaralanmış nefes borusundan akan ve parçalanmış şah damarından beslenen yoğun kanama nedeniyle kan kaybediyordu. Üniformasının ön tarafındaki geniş kan lekelerinin nedeni de buydu.[35]




Veliahdın ölümü Avusturya-Macaristan’da genel bir yas havası yaratmadı. Bükreş elçisi ve daha sonra dışişleri bakanı olacak Ottokar Graf Czernin, yıllar sonra Viyana ve Budapeşte’de üzülenlerden çok sevinenlerin bulunduğunu hatırlattı. Franz Ferdinand ile çevresi, muhafazakar Viyana çevrelerinde sık sık “Belvedere çetesi” olarak küçümseniyordu ve birçok düşmana sahipti. Özellikle Hırvatlara özel önem veren trialist imparatorluk reformu planları, Macaristan kesiminde kesin biçimde reddediliyordu.

Etnik milliyetçi ve Alman milliyetçisi çevrelerde, özellikle yayıncı Friedrich Wichtl tarafından, suikastın arkasında gerçekte masonlar ile Yahudilerin bulunduğu ve bunların dünya hakimiyeti hedeflerine yaklaşmak istedikleri yönünde komplo teorileri yayıldı.
















Hastaneye daha sakin bir güzergahtan gitmeleri kararlaştırıldı; ancak konvoydaki şoförlerden biri önceki programın güzergahını izlemeye devam etti ve araçlar geri manevra yapmak zorunda kaldı.[8] Tam bu sırada, 19 yaşındaki Gavrilo Princip (1894–1918) yakınlardaki bir kafede sandviç yerken aracın önünde durduğunu fark etti ve yaklaşan arabaya doğru ilerledi.[10] Princip, Franz Ferdinand ve eşi Sophie’ye toplam iki el ateş etti; birinci kurşun Franz Ferdinand'ın boynuna saplanırken, ikinci kurşun Sophie'nin karnına isabet etti.[16][16] mide/iliak arterinin parçalanması sonucu hızla iç kanama geçirmişti.

 

 

Gavrilo Princip’in sıktığı kurşun, Arşidük Franz Ferdinand’ın boynundaki şah damarını (karotis arteri) parçalayarak kontrol edilemeyen, çok hızlı bir kanamaya yol açtı.[16] Bugünün gelişmiş ameliyat teknolojileri ve kan nakli imkanlarıyla bile bu tür bir büyük damar yaralanmasından kurtulmak son derece zordur; 1914 yılında ise damarları onarma teknikleri, güvenli kan verme yöntemleri veya acil müdahale ekipmanları henüz emekleme aşamasındaydı. Dolayısıyla Arşidük’ün yarasına o anda en deneyimli hekimler bile müdahale etse, dönemin tıbbi şartlarıyla hayatını kurtarmak neredeyse imkansızdı.[15] Olay anında Arşidük yan koltuğa yığıldığında, yaveri Kont Franz von Harrach ve korumalar kanı durdurmak için hemen üniformasını açmaya çalıştı; ancak tören kıyafetinin yüksek ve sert yakası ile üst üste binen kumaş katmanları, kıyafetin elle yırtılmasına veya düğmelerinin hızla açılmasına izin vermedi. Yardım edenler sonunda bir makas bulup kıyafeti keserek yaraya ulaşabildi; ancak bu kısa gecikme, büyük damar yırtılmasına bağlı olarak zaten kaçınılmaz olan ölümcül kan kaybının seyrini değiştirebilecek nitelikte değildi.[16]

 
Gavrilo Princip’in sıktığı kurşun, Arşidük Franz Ferdinand’ın boynundaki şah damarını (karotis arteri) parçalayarak kontrol edilemeyen, çok hızlı bir kanamaya yol açtı. Olay anında Arşidük yan koltuğa yığıldığında, yaveri Kont Franz von Harrach ve korumalar kanı durdurmak için hemen üniformasını açmaya çalıştı; ancak tören kıyafetinin yüksek ve sert yakası ile üst üste binen kumaş katmanları, kıyafetin elle yırtılmasına veya düğmelerinin hızla açılmasına izin vermedi. Yardım edenler sonunda bir makas bulup kıyafeti keserek yaraya ulaşabildi, fakat bu gecikme dahi, büyük damar yırtılması nedeniyle kaçınılmaz olan kan kaybı tablosunu değiştiremedi. Vurulduktan sonra Sophie hemen bilincini kaybederek Franz Ferdinand'ın bacaklarının üzerine yığıldı. Arabanın hızla geri manevra yaptığı sırada Franz Ferdinand'ın ağzından fışkıran bir kan sıçrantısı, arabanın basamağında koruma görevi üstlenmiş olan yaver ve nedimi Kont Franz von Harrach'ın (1870–1937) sağ yanağına çarptı. Harrach mendilini çıkarıp kanı silmeye çalışırken Düşes ona seslendi: "Tanrı aşkına, size ne oldu?" — ardından koltuğundan kayarak yüzü eşinin dizleri arasına düştü; Harrach başta onun korkudan bayıldığını sandı ve Sophie'nin de vurulduğunu hemen fark etmedi. Yalnızca Franz Ferdinand, boynundaki kurşuna rağmen eşine dönerek yalvardı: "Sopherl! Sopherl! Sterbe nicht! Bleibe am Leben für unsere Kinder!" — "Sopherl! Sopherl! Ölme! Çocuklarımız için yaşa!" diyebildi. Ardından Harrach, arşidükün başı öne düşmesin diye onu üniformasının yakasından tuttu; kendisinin durumunu sorduğunda Franz Ferdinand, kendi hayati yaralanmasını reddederek ve önemsemeyerek "Es ist nichts!" — "Hiçbir şey değil, endişe etmeyin, önemli değil" şeklinde yanıt verdi ve giderek bilincini yitirirken bu sözü altı ya da yedi kez yineledi; bu tavır, son ana kadar acısından çok eşi ve çocuklarının durumuna odaklandığını gösteriyordu. Arşidük, ilgilenilmesi gereken asıl yaranın kendi değil eşinin yarası olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Tıbbi müdahale için götürüldükleri Valilik Konağı'na varıldığında Sophie hayatını kaybetti; Franz Ferdinand ise onu yaklaşık on–on beş dakika sonra izledi.[16] Dönemin damar cerrahisi ve acil müdahale imkanları henüz emekleme safhasındaydı. Böylece suikast, yalnızca bir hanedan trajedisi olmaktan çıkarak Avrupa diplomasisinin kırılgan dengelerini altüst edecek bir zincirleme tepkinin ilk halkası haline geldi.[14]


Vurulduktan sonra Sophie hemen bilincini kaybederek Franz Ferdinand'ın bacaklarının üzerine yığıldı. Arabanın hızla geri manevra yaptığı sırada Franz Ferdinand'ın ağzından fışkıran bir kan sıçrantısı, arabanın basamağında koruma görevi üstlenmiş olan yaver ve nedimi Kont Franz von Harrach'ın (1870–1937) sağ yanağına çarptı. Harrach mendilini çıkarıp kanı silmeye çalışırken Düşes ona seslendi: "Tanrı aşkına, size ne oldu?" — ardından koltuğundan kayarak yüzü eşinin dizleri arasına düştü; Harrach başta onun korkudan bayıldığını sandı ve Sophie'nin de vurulduğunu hemen fark etmedi. Yalnızca Franz Ferdinand, boynundaki kurşuna rağmen eşine dönerek yalvardı: "Sopherl! Sopherl! Sterbe nicht! Bleibe am Leben für unsere Kinder!" — "Sopherl! Sopherl! Ölme! Çocuklarımız için yaşa!" diyebildi. Ardından Harrach, Arşidük'ün başı öne düşmesin diye onu üniformasından kavradı. Durumunu sorduğunda Franz Ferdinand, sanki asıl endişe edilmesi gereken kendisi değil eşiymiş gibi kendi hayati yarasını önemsemez bir tavırla "Es ist nichts!" (Hiçbir şey değil) diye yanıtladı ve bu sözleri bilinci giderek kararıncaya dek altı ya da yedi kez yineledi; son anına kadar kendinden çok eşinin ve çocuklarının geleceği aklındaydı. Tıbbi müdahale için götürüldükleri Valilik Konağı’na ulaştıklarında Sophie yaşamını yitirmişti; Franz Ferdinand ise Sophie'den yaklaşık on beş dakika sonra aynı yerde hayatını kaybetti.[16] Böylece suikast, yalnızca bir hanedan trajedisi olmaktan çıkarak Avrupa diplomasisinin kırılgan dengelerini altüst edecek bir zincirleme tepkinin ilk halkası haline geldi.[14]

 

Bu suikast, yalnızca bir hanedan trajedisi değildi. Avusturya-Macaristan, Temmuz Ültimatomu olarak bilinen belgeyle Sırbistan'a 48 saat içinde tüm talepleri kabul etmesini bildirdi; aksi halde büyükelçisini geri çekip askeri önlemlere başvuracağını açıkladı. Sırbistan talepleri tamamen kabul etmeyince Avusturya-Macaristan, 28 Temmuz 1914'te savaş ilan etti. 1892 tarihli gizli Fransız-Rus ittifakı uyarınca Rusya ve Fransa seferberlik adımları attı; Rusya 29 Temmuz'da kısmi, 30 Temmuz'da ise genel seferberlik ilan etti. Bu gelişmeler, Avusturya-Macaristan ve Almanya'nın tam seferberlik ilan etmesiyle birlikte İtalya dışındaki tüm Büyük Güçleri hızla savaşa sürükledi. Franz Ferdinand'ın suikastı böylece Avrupa'daki ittifak sistemlerini tetikleyerek Birinci Dünya Savaşı'nın fitilini ateşledi; Gavrilo Princip o gün mermilerini yalnızca Franz Ferdinand ve Sophie'ye değil, aslında milyonlarca insana sıkıyordu.[14]

 

Gavrilo Princip, suikastın gerçekleştiği tarihte henüz 20 yaşını doldurmadığı için Avusturya-Macaristan yasaları uyarınca idam cezasından muaf tutulmuş, bunun yerine ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Çocukluğundan beri veremle mücadele eden Princip'in hastalığı, hapishanenin ağır koşulları nedeniyle giderek ağırlaştı ve suikasttan yaklaşık dört yıl sonra, 28 Nisan 1918 tarihinde, 23 yaşında hayatını kaybetti.[10]

 

Bir dizi tesadüfün birleşmesiyle, Oskar Potiorek’in ihmalleri Gavrilo Princip’e suikast fırsatını altın tepside sundu

 

Saraybosna suikastı, tarihin akışını değiştiren en büyük dönüm noktalarından biri olmasının yanı sıra, arka planındaki devasa güvenlik zafiyetleri nedeniyle günümüzde bile bir “ihmal mi, yoksa komplo mu?” tartışmasını beraberinde getirmektedir. Dönemin Bosna Valisi Oskar Potiorek’in kararları, askeri literatür ve tarihsel belgeler ışığında incelendiğinde; aşırı özgüven, politik propaganda arzusu ve bürokratik basiretsizliğin birleşerek nasıl bir felakete zemin hazırladığı net bir şekilde görülür. Bazı ihmaller suikast planlarından daha ölümcüldür; Potiorek’inki ise yalnızca bir güvenlik zaafı değil, tarihin seyrini değiştiren bir ihmaller zinciri haline dönüşmüştür.

 

Tarihsel gerçekler, askeri literatür ve olayın aktörlerinin motivasyonları çerçevesinde Saraybosna suikastının anatomisi:

 

Potiorek’in Siyasi Kumarı: Propaganda ve Aşırı Özgüven

 

Vali Oskar Potiorek’in Viyana’dan gelen ek güvenlik taleplerini ve askerlerin şehir merkezine konuşlandırılması önerilerini reddetmesinin arkasında askeri değil, tamamen siyasi ve psikolojik nedenler yatıyordu.

 

  • "İstikrar" İmajı Verme Çabası: Potiorek, Avusturya-Macaristan idaresindeki Bosna-Hersek’te kontrolün tamamen sağlandığını ve halkın Habsburg hanedanını benimsediğini Viyana’ya kanıtlamak istiyordu. Şehirde binlerce askerin silahlı olarak konuşlandırılması, dünyaya ve yerel halka "Habsburg yönetimi kendi topraklarında güvende değil" mesajı verecekti.

  • Askerlerin Uzak Tutulma Bahanesi: Manevralara katılan yaklaşık 70.000 askerin geçit töreni kıyafetlerinin (gala üniformalarının) yanlarında olmaması, Potiorek tarafından resmi bir gerekçe olarak sunuldu. Birlikleri kışlada tutarak, Saraybosna’nın "huzurlu bir sivil şehir" olduğu illüzyonunu yaratmaya çalıştı.

  • Askeri Güven Oranı: 60.000 nüfuslu şehirde, koruma görevi sadece 120 polise (bazı kaynaklara göre takviyelerle birlikte yaklaşık 150) bırakıldı. Bunların da büyük kısmı güzergah boyunca geniş aralıklarla dizilmişti; sivil veya gizli polis yapılanması ise neredeyse hiç yoktu.

 

Adrese Teslim Rota: Kronolojik İhmaller Zinciri

 

Tarihsel süreci geriye dönük değerlendirdiğimizde (hindsight bias), olaylar bir "planın parçası" gibi görünse de, yaşananlar aslında peş peşe gelen taktiksel hataların bir sonucudur:

 

1. Güzergahın Kamuya İlan Edilmesi

Arşidük’ün geçeceği Appel Rıhtımı (Appel Quay) boyunca izleyeceği rota, ziyaret gününden çok önce gazetelerde harita ve saat detaylarıyla yayımlandı. Bu durum, Genç Bosna (Mlada Bosna) örgütü üyesi altı suikastçının yol boyunca stratejik noktalara (köprü başlarına ve kavşaklara) adeta birer sivil gibi rahatça yerleşmesine imkan tanıdı.

 

2. Sırbistan’dan Gelen İhbarın Gözardı Edilmesi

Sırbistan'ın Viyana Büyükelçisi Jovan Jovanović, Avusturyalı yetkilileri bir suikast girişimi olabileceği konusunda üstü kapalı bir şekilde uyarmıştı. Sırp Başbakanı Nikola Pašić’in de bu istihbarattan haberdar olduğu ve gerilimi tırmandırmamak adına diplomatik kanalları uyardığı bilinmektedir. Ancak Viyana ve Potiorek, bu uyarıları Sırbistan’ın manevraları sabote etmek için ürettiği "Sırp propagandası" olarak nitelendirip ciddiye almadı.

 

3. İlk Saldırı Sonrası Felaket Kararı

Sabah saatlerinde Nedeljko Čabrinović’in fırlattığı bomba, Arşidük’ün aracını sıyırıp arkadaki dördüncü arabada bulunan yaverlerin ve çevredekilerin yaralanmasına yol açtı. Bu açık saldırıya rağmen ziyaret iptal edilmedi. Belediye binasındaki (City Hall) resmi program tamamlandıktan sonra, Franz Ferdinand hastanede yaralanan yaverini ziyaret etmek istedi.

 

4. İletişimsizlik ve Yanlış Sokak

Güvenlik gerekçesiyle Appel Rıhtımı üzerinden hızlıca hastaneye gidilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu ani rota değişikliği, konvoyun önündeki araçlara ve Arşidük'ün şoförü Leopold Lojka’ya net bir şekilde aktarılmadı. Konvoy liderleri eski plana sadık kalarak Franz Josef Caddesi’ne saptı. Vali Potiorek’in araç içinde "Yanlış yoldan gidiyorsun, dur ve geri dön!" uyarısı üzerine şoför Lojka frene bastı. O esnada tam da o köşedeki Schiller Şarküterisi'nin önünde bekleyen Gavrilo Princip, duran üstü açık spor arabayı (Gräf & Stift) karşısında buldu ve tetiği çekti.

 

Komplo Teorileri ve "Kime Yaradı?" (Cui Bono?) Sorusu

 

Tarih metodolojisi, olayları gerçekleştikleri dönemin şartları içinde inceler. Peş peşe gelen bu absürt hatalar, dönemin aktörlerinin konumları nedeniyle bazı tarihçiler ve komplo teorisyenleri tarafından "organize bir feda etme" olarak yorumlanmıştır:

  • Habsburg Monarşisi ve Savaş Yanlıları: Genelkurmay Başkanı Franz Conrad von Hötzendorf gibi Viyana’daki şahinler, Sırbistan’ı tamamen ezmek için bir savaş sebebi (casus belli) arıyorlardı. Arşidük Franz Ferdinand ise Rusya ile bir savaşa kesinlikle karşı çıkıyor ve imparatorluğu üçlü bir federasyona (Avusturya, Macaristan ve Slav birliği) dönüştürmeyi hedefliyordu. Onun ortadan kalkması, Viyana'daki savaş yanlısı kliklerin önünü açtı.

  • Sırp Milliyetçileri (Kara El): Dragutin Dimitrijević (Apis) liderliğindeki Sırp askeri istihbarat örgütü "Kara El", Arşidük’ün Slavlara haklar tanıyarak onları imparatorluğa bağlama (reformist) vizyonundan rahatsızdı. Çünkü mutlu bir Slav nüfusu, "Büyük Sırbistan" idealini yok edecekti. Bu nedenle Ferdinand, Sırp milliyetçileri için de tehlikeli bir figürdü.

 

Özet: Tarihin Akışındaki Rastlantısallık

 

Her ne kadar tarafların derin yapıları arasında oynanan bir satranç tahtasında Franz Ferdinand’ın feda edildiği hissi güçlü olsa da, modern tarih literatürü olayı daha çok "kurumsal bir kibir ve koordinasyonsuzluk fiyaskosu" olarak değerlendirir.

 

Kendi hayatlarımızda da herhangi bir komplo olmaksızın peş peşe gelen tersliklerin (iletişimsizlik, yanlış zamanlama, inatçılık) nasıl büyük krizlere yol açtığını görürüz. Saraybosna'da yaşanan da budur: Potiorek'in siyasi hırsı ve kibri, askeri istihbarat eksikliği ve son saniyedeki bir şoför hatasıyla birleşmiş; kader, suikastçı Princip’i o birkaç saniyeliğine tarihin en ölümcül kavşağında Arşidük ile karşı karşıya getirmiştir.

 

 

Peki bu tarihin odağındaki Arşidük'ün kişisel doktoru kimdi?[18] 


1895'ten 1914'e kadar saray hekimi olarak görev yapan laringolog — günümüzdeki adıyla kulak burun boğaz uzmanı Avusturyalı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932) yalnızca Franz Ferdinand'ın kişisel doktoru değil, bugün kendi adıyla anılan sendrom ile tıp tarihine geçmiş sıradışı bir hekimdi. Tıp kariyerine cerrahi asistanı olarak başlayan Eisenmenger, daha sonra Profesör Leopold von Schrötter'in yanında çalışarak göğüs hastalıkları ve laringoloji alanlarında uzmanlaştı; dahiliye ve onkoloji üzerine de çalışmalar yayımladı. Onu sıra dışı kılan, tek bir uzmanlık alanına bağlı kalmayıp disiplinler arası bir yaklaşım benimseyerek kendini sürekli geliştiren çok yönlü bir hekim olmasıydı. Bununla birlikte en kalıcı bilimsel mirasını kardiyoloji alanında bıraktı; 1897’de yayımladığı çalışmasıyla daha sonra kendi adıyla anılacak olan Eisenmenger sendromu sayesinde tıp tarihinde kalıcı bir iz bıraktı. Franz Ferdinand’ın kişisel doktoru olarak geçirdiği bu 19 yıllık serüvenini ise ölmeden hemen önce, 1931 yılında yayımladığı Archduke Francis Ferdinand – Dedicated to His Memory, by His Personal Physician (Arşidük Franz Ferdinand: Anısına, Kişisel Doktorunun Kaleminden) adlı eseriyle tarihe not düştü.[3]

O gün Saraybosna'da araçta bulunmuş olsaydı bile, bu sıra dışı hekimin Arşidük Franz Ferdinand'ın trajik kaderini değiştirmesi büyük olasılıkla mümkün olmayacaktı. Son nefesini veren Arşidük Franz Ferdinand’ın yardımına yetişemese de, Dr. Victor Eisenmenger bugün kendi adıyla anılan sendrom sayesinde hala nadir bir hasta grubunun yaşam mücadelesine nefes olmaya devam etmektedir.

 

 

Gelecek Konu: Eisenmenger Sendromunun Tarihçesi -1- Hipokrat, (Hippocrates; M.Ö. 460-370) - 2024.07.04

 

 

Kaynakça :  

 

    1. Archduke Francis Ferdinand (Dedicated to His Memory, by His Personal Physician) / Arşidük Franz Ferdinand: Anısına, Kişisel Doktorunun Kaleminden – Victor Eisenmenger, Open Library, Internet Archive, 1931
    2. Chotek, Sophie (1868–1914) / Chotek, Sophie (1868–1914) – Women in World History: A Biographical Encyclopedia, Encyclopedia.com
    3. Nomenclature of Eisenmenger Syndrome / Eisenmenger Sendromu Terminolojisi – Jaskomal Phagooravd. Physician's Journal of Medicine, 202
    4. Oskar Potiorek – Wikipedia / Oskar Potiorek – Wikipedia, İngilizce, Rev. 2026
    5. Potiorek, Oskar (1853-1933) - Österreichisches Biographisches Lexikon, Österreichische Akademie der Wissenschaften, Wien
    6. Sophie, Duchess of Hohenberg / Sophie, Hohenberg Düşesi – Wikipedia, İngilizce, çevrimiçi ansiklopedi maddesi, Rev. 2026
    7. The Assassination of the Archduke: Sarajevo 1914 and the Murder that Changed the World / Arşidük Suikastı: Saraybosna 1914 ve Dünyayı Değiştiren Cinayet – Greg King, Sue Woolmans, St. Martin’s Press / Pan Macmillan, New York–London, 2013
    8. The month that changed the world: Saturday, 27 June 1914 / Dünyayı değiştiren ay: 27 Haziran 1914 Cumartesi – Gordon Martel, OUPblog (Oxford University Press Blog), 2014
    9. United States of Greater Austria / Büyük Avusturya'nın Birleşik Devletleri – Wikipedia, İngilizce, Rev. 2026

 


Yazan: Kamil Hamidullah / TEMMUZ 2024
Önceki güncelleme: Kamil Hamidullah / HAZİRAN 2026
Son güncelleme: 


 

Önceki Konu: Derneğimizin Çatısı Altındaki Hastalıkların Tarihsel Gelişimi Hakkında Haber Serisi Başlıyor!

 

 

 

 

 

 

Eskişehir Web Tasarım