
Arşidük Franz Ferdinand Suikastı ve Victor Eisenmenger
Bu özetin ardından, şimdi aynı olayları daha ayrıntılı ve kronolojik bir anlatımla inceleyelim.
Arşidük Franz Ferdinand (1863–1914), Arşidük Friedrich’in (1856–1936) eşi Arşidüşes Isabella’nın (1856–1931) nedimesi olan Sophie Chotek (1868–1914) ile 1894 yılında tanıştı[2][3]. Sophie, Avrupa’nın hüküm süren hanedan ailelerinden gelmediği için Habsburg geleneği uyarınca “eşdeğer soylu” statüsünde kabul edilmiyordu[2][3]. İmparator Franz Joseph ve saray çevresinin tüm muhalefetine rağmen Franz Ferdinand başka biriyle evlenmeyi kesinlikle reddetti[2][3]. Sonuçta 1900 yılında, doğacak çocuklarının veraset haklarından önceden feragat etmesi koşuluyla morganatik bir evlilik yapmasına izin verildi[2][3]. Böylece Franz Ferdinand veliahtlık konumunu korudu; ancak Sophie hiçbir zaman eşinin rütbe ve unvanını paylaşamadı, saray protokolünde hep son sıralarda yer aldı ve çocukları Habsburg tahtı üzerinde herhangi bir hak sahibi olamadı[2][3].
1878 Berlin Antlaşması uyarınca Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuki egemenliği kâğıt üzerinde devam etmekle birlikte, Bosna Vilayeti’ni fiilen işgal etme ve yönetme yetkisini elde etti[4]. Aynı antlaşma çerçevesinde Büyük Güçler (Avusturya-Macaristan, Birleşik Krallık, Fransa, Alman İmparatorluğu, İtalya ve Rus İmparatorluğu), Sırbistan Prensliği’ni tam bağımsız bir devlet olarak tanıdı[4]. Dört yıl sonra Prens Milan IV Obrenović, Sırbistan Krallığı’nın kralı Milan I oldu[4]. Obrenović Hanedanı, Avusturya-Macaristan ile yakın ilişkilerini sürdürerek, antlaşmada çizilen sınırlar içinde iktidarını devam ettirdi[4].
Berlin Antlaşması aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırbistan, Bulgaristan, Romanya ve Karadağ’ın kendi başlarına prenslikler olarak varlığını kabul etmesini öngörüyordu[4]. Ayrıca Doğu Rumeli Vilayeti kurularak, hukuken Osmanlı toprakları içinde kalan ancak geniş idari imtiyazlara sahip özerk bir bölge haline getirildi[4]. Böylece Balkan coğrafyası, görünürde dengeyi korumayı hedefleyen fakat gerçekte yeni gerilim alanları yaratan karmaşık bir siyasi statüye büründü[4].
1913 yılında İmparator Franz Joseph, Arşidük Franz Ferdinand’a 1914 Haziran’ında Bosna’da yapılacak askeri tatbikatları izlemesi talimatını verdi[3][4]. Program uyarınca tatbikatların ardından Ferdinand ve eşi, 1908’de Avusturya-Macaristan tarafından resmen ilhak edilen Bosna-Hersek’in eyalet başkenti Saraybosna’yı ziyaret edeceklerdi[3][4]. Bu ziyaret, hem imparatorluğun Bosna üzerindeki hâkimiyetini göstermek hem de yerel halka “sadakat” mesajı vermek amacı taşıyordu[3][4].
28 Haziran tarihi, Jülyen takvimine göre 15 Haziran’a denk gelen ve Aziz Vitus’un bayramı olarak bilinen özel bir gündü[3][4]. Sırplar bu günü Vidovdan adıyla anar ve 1389 Kosova Savaşı’nda Sultan I. Murad’ın bir Sırp suikastçı tarafından çadırında öldürülmesini hatırlatıcı ulusal bir sembol olarak görür[3][4]. Bu nedenle 28 Haziran, Sırp milliyetçiliği açısından son derece yüklü bir tarihti[3][4]. Milliyetçi Sırp örgütü Kara El (Crna Ruka), tam da bu günü seçerek bir dizi suikast planı yaptı[3][4]. Amaç, Bosna-Hersek’i Avusturya-Macaristan yönetiminden koparmak ve birleşik bir Güney Slav devleti kurulması için kıvılcım çakmaktı[3][4].
Kara El örgütünün planına göre o gün altı ayrı suikast girişimi ihtimali üzerinden çalışıldı[3][4]. Suikastçılar yakalanmaları durumunda canlı ele geçirilmemek için siyanür içerek intihar edeceklerdi[3][4]. Bu plan yalnızca Ferdinand’ı hedef almıyor, aynı zamanda imparatorluğa verilen sembolik bir meydan okuma niteliği taşıyordu[3][4]. Suikastçılar ve onları destekleyen gizli ağın önemli isimleri 1914 Ekim’inde Saraybosna’da mahkemeye çıkarıldıklarında, toplam yirmi beş kişi suça iştirakle itham edildi[3][4].
28 Haziran 1914 Pazar sabahı, örgüt adına hareket eden Danilo Ilić (1890–1915), Saraybosna’daki suikast hazırlığı için altı suikastçıyı konvoyun geçeceği güzergâh boyunca farklı noktalara yerleştirdi[3][4]. Franz Ferdinand ve eşi, Ilidža kaplıcalarından trenle Saraybosna’ya geldiler ve istasyonda Bosna-Hersek Valisi Oskar Potiorek tarafından karşılandılar[3][4]. Ziyaret için altı araçlık bir konvoy hazırlanmıştı[3][4].
Konvoy ilk olarak, güzergâh üzerindeki suikastçılardan Muhamed Mehmedbašić’in (1887–1943) bulunduğu noktadan geçti[3][4]. Ancak Mehmedbašić harekete geçemedi[3][4]. Ardından konvoy, ikinci suikastçı Vaso Čubrilović’in (1897–1990) bulunduğu yere geldi; fakat Čubrilović de tetik çekmeye cesaret edemedi[3][4]. Konvoy, Nedeljko Čabrinović’in (1895–1916) pusu kurduğu, Miljacka Nehri kıyısındaki bölgeye ulaştığında saat yaklaşık 10.10’du[3][4]. Franz Ferdinand’ın arabası önünden geçerken Čabrinović el bombasını araca doğru fırlattı[3][4].
Bomba, zaman ayarlı bir düzeneğe sahipti ve Ferdinand’ın bulunduğu arabayı hedef almasına rağmen, zıplayarak onun arkasındaki araçtan sekip bu ikinci aracın altında patladı[3][4]. Patlama sonucu aralarında yüksek rütbeli asker ve görevlilerin de bulunduğu 16–20 kişi yaralandı[3][4]. İlk saldırı başarısız olmuştu; ancak Saraybosna sokaklarındaki gerilim bir anda tırmandı[3][4].
Patlamanın hemen ardından Čabrinović daha önce kendisine verilen siyanürü içerek intihar etmeye çalıştı[3][4]. Ancak siyanür bayat olduğu için beklenen etkiyi göstermedi[3][4]. Bunun üzerine Miljacka Nehri’ne atlayarak kaçmaya çalıştı[3][4]. Fakat yaz mevsimindeki kuraklık nedeniyle nehrin su seviyesi sadece birkaç santimetreydi; nehir hem sığ hem de kaçmaya elverişsizdi[3][4]. Čabrinović kısa sürede yakalanarak tutuklandı[3][4].
Franz Ferdinand ve Sophie, patlamadan sonra planlandığı üzere Belediye Binası’na ulaştılar[3][4]. Belediye Başkanı Fehim Čurčić’in hazırladığı hoş geldiniz konuşması sürerken, olayın etkisiyle son derece gergin olan Ferdinand, konuşmayı keserek “Sayın Belediye Başkanı, buraya ziyarete geldim ve bombalarla karşılandım. Bu çok çirkin,” sözleriyle tepkisini dile getirdi[3][4]. Düşes Sophie’nin telkinleriyle bir süre sonra sakinleşen Ferdinand, Saraybosna halkının saldırının başarısızlığa uğraması nedeniyle gösterdiği sevinçten de moral buldu[3][4].
Bu olaydan sonra programı tamamen iptal etmek yerine, bomba saldırısında yaralananları hastanede ziyaret etmeye karar verdiler[3][4]. Güvenlik yetkilileri, yeni bir saldırı ihtimaline karşı ciddi uyarılarda bulundular[3][4]. Ancak Franz Ferdinand, “Saraybosna’nın suikastçılarla dolu olduğunu mu düşünüyorsunuz?” diyerek bu kaygıları hafife aldı ve kararı değiştirmedi[3][4]. Bu tercih, birkaç saat içinde Avrupa tarihini kökten etkileyecek bir sonuç doğuracaktı[3][4].
Güvenliklerini artırmak amacıyla, Franz Ferdinand ve Sophie’yi Saraybosna Hastanesi’ne daha sakin ve güvenli olduğu düşünülen bir güzergâh üzerinden götürme kararı alındı[3][4]. Buna rağmen büyük bir talihsizlik yaşandı[3][4]. Konvoydaki araçlardan biri, yanlışlıkla eski güzergâha doğru dönünce, şoför hatasını fark ederek geri manevra yapmak zorunda kaldı[3][4]. Tam da o sırada, 20 yaşındaki suikastçı Gavrilo Princip bir kafede sandviç yiyordu ve tesadüfen bu noktaya çok yakın bir yerde bulunuyordu[3][4].
Araç, doğru yöne dönmek için yavaşladığında veya durduğunda, Princip fırsatı gördü[3][4]. Hızla arabaya yaklaştı ve yaklaşık saat 11.00 civarında, kısa mesafeden tabancasıyla Franz Ferdinand ve Sophie’ye ateş etti[3][4]. Sophie karnından yaralandı ve hemen bilincini kaybederek eşinin bacaklarının üzerine yığıldı[3][4]. Franz Ferdinand da boynundan vuruldu ve ağır şekilde yaralandı[3][4].
Çift, hızla Vali Konağı’na doğru yola çıkarıldı; ancak yoldayken Ferdinand bilincini kaybetti[3][4]. Kont Harrach’ın tanıklığına göre, Franz Ferdinand’ın son sözleri “Sofi, Sofi! Ölme! Çocuklarımız için yaşa!” oldu[3][4]. Harrach’ın “Siz de yaralı mısınız?” sorusuna ise birkaç kez “Hiçbir şey değil” diye yanıt verdiği aktarılır[3][4]. Sophie, Vali Konağı’na varıldığında hayatını kaybetmişti; Franz Ferdinand ise birkaç dakika sonra, yaklaşık on dakika içinde öldü[3][4].
Suikast, zaten kırılgan olan Avrupa siyasetinde bir domino etkisi yaratacaktı[3][4]. Avusturya-Macaristan, kısa süre sonra Sırbistan’a yönelik çok ağır şartlar içeren ve tarihe Temmuz Ültimatomu olarak geçen bir belge hazırladı[3][4]. Ültimatomda, Sırbistan’ın Avusturya-Macaristan’ın öngördüğü tüm maddeleri 48 saat içinde eksiksiz kabul etmemesi halinde, Viyana büyükelçisinin geri çağrılacağı ve askeri adımların gündeme geleceği belirtiliyordu[3][4]. Belgenin maddeleri, özellikle Sırbistan’ın iç işlerine doğrudan müdahale anlamına gelen hükümler nedeniyle, kasten kabul edilemez bir nitelik taşıdığı gerekçesiyle tartışmalıdır[3][4].
Sırbistan, savaştan kaçınmak amacıyla ültimatomdaki birçok maddeyi kabul etti; bazıları için ise ortak soruşturma ve uluslararası tahkim gibi daha yumuşak alternatifler önerdi[3][4]. Ancak Avusturya-Macaristan, bu yanıtı yeterli görmedi[3][4]. 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a savaş ilan etti ve ordusunu seferber etmeye başladı[3][4]. Böylece Balkanlar’da patlak veren kriz, birkaç gün içinde tüm Avrupa’yı içine çekecek bir zincirleme reaksiyonun başlangıcına dönüştü[3][4].
1892 tarihli Gizli Antlaşma uyarınca Rusya ve Fransa, özellikle Balkanlar’da Sırbistan’ın ezilmesine seyirci kalmamayı taahhüt etmişti[3][4]. Bu çerçevede Rusya, önce 29 Temmuz’da kısmi seferberliğe geçti, ardından 30 Temmuz’da genel seferberlik ilan etti[3][4]. Rusya’nın bu adımları, Avusturya-Macaristan ve müttefiki Almanya’nın da tam seferberlik ilan etmesine yol açtı[3][4]. Kısa süre içinde, İtalya dışındaki neredeyse tüm Büyük Güçler savaşın içine çekildi ve Birinci Dünya Savaşı resmen başladı[3][4].
Tüm bu gelişmeler, sıradan bir “taht varisi ve eşi” ziyareti gibi görünen olayın, aslında nasıl birikmiş siyasi gerilimleri tetiklediğini ve tarihin akışını değiştiren bir kırılma noktası olduğunu gösterir[3][4]. Franz Ferdinand ve Sophie’nin Saraybosna’da uğradığı suikast, sadece bir hanedan trajedisi değil, milyonlarca insanın hayatını etkileyecek küresel bir savaşın ateşleyici kıvılcımı haline geldi[3][4].
Peki Arşidük Franz Ferdinand’ın kişisel doktoru kimdir?
Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932)[6].
Gelecek Konu: Eisenmenger Sendromunun Tarihçesi -1- Hipokrat, (Hippocrates; M.Ö. 460–370) - 2024.07.04.
[EIS-FF] Sürüm 001 (2026-05-02)