
DÜNYANIN KADER ANI
ÖZET
ANA METİN
Arşidük Franz Ferdinand (1863–1914), İmparator Franz Joseph'in yeğeni ve Avusturya-Macaristan tahtının muhtemel varisiydi. Yaşamı, 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da öldürülmesi nedeniyle çoğu zaman yalnızca suikastla anılsa da, hem Habsburg siyasetini hem de savaş öncesi Avrupa dengelerini anlamak için merkezi bir figürdür.[11]
Arşidük Franz Ferdinand, Habsburg tahtının muhtemel varisiydi; ancak hanedana göre "eşdeğer soylu" sayılmayan Sophie Chotek'e duyduğu aşk nedeniyle başka biriyle evlenmeyi kesinlikle reddetti. Saray, hanedanın devamlılığını ve veraset düzenini korumak için bir çıkış yolu aradı ve uzun müzakerelerin ardından 1900 yılında morganatik evlilik uzlaşısını gündeme taşıdı. Franz Ferdinand, 28 Haziran 1900'de Hofburg Sarayı'nda toplanan arşidükler, bakanlar ve din adamlarının önünde resmî bir feragat belgesi imzaladı: Bu belgeye göre Sophie hiçbir zaman imparatoriçe ya da arşidüşes unvanı taşımayacak, çocukları ise hanedan üyesi sayılmayacak ve taht üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyecekti. Habsburg hanedanındaki dar aile içi evlilik ağının sonuçlarının da farkında olan Franz Ferdinand, hanedanın evlilik yasalarına duyduğu eleştiriyi şu sözlerle dile getirmişti: “Bizim gibi insanlar birine gerçekten değer verdiğinde, soy ağacında mutlaka evliliğe engel olacak küçük bir ayrıntı bulunur; böylece ailemizde karı koca yirmi kez birbirleriyle akraba çıkar, bunun sonucu da çocukların yarısının aptal ya da epileptik olmasıdır.”[3] Buna karşılık Franz Ferdinand, taht sırasındaki yerini korudu.[2]
1878 Berlin Antlaşması'yla Avusturya-Macaristan, Osmanlı'nın nominal egemenliğini sürdürdüğü Bosna Vilayeti'ni işgal etme ve yönetme yetkisini aldı. Aynı antlaşma çerçevesinde Büyük Güçler, Sırbistan ve Karadağ'ın bağımsızlığını tanırken Romanya'nınkini teyit etti ve Bulgaristan'ı Osmanlı'ya bağlı özerk bir prenslik olarak düzenledi. Bu düzenleme, Osmanlı egemenliğinin kâğıt üzerinde devam ettiği fakat sahadaki gücün Viyana tarafından kullanıldığı kırılgan bir yapı yarattı.[5] Balkanlar'daki Slav milliyetçiliğinin yükselişi ve Sırbistan'ın bağımsızlık kazanması, ileride Saraybosna suikastına uzanacak siyasi zemini hazırladı.[11]
1908'de Bosna-Hersek'in resmen ilhak edilmesi, Sırp milliyetçileri açısından büyük bir provokasyon olarak görüldü. 1913 yılında İmparator Franz Joseph, Franz Ferdinand'a 1914 Haziran'ında Bosna'daki askerî tatbikatları izlemesi talimatını verdi. Tatbikat sonrasında Franz Ferdinand ve eşi Sophie, Saraybosna'yı 28 Haziran 1914'te ziyaret edeceklerdi; bu yalnızca protokol gereği yapılmış bir gezi değil, imparatorluğun bölgedeki otoritesini pekiştiren sembolik bir hareketti.[11]
28 Haziran, Sırp ulusal hafızasında "Vidovdan" (Aziz Vitus Günü) olarak derin bir anlam taşır. Jülyen takvimine göre 15 Haziran'a denk gelen bu tarih, 1389'daki Birinci Kosova Savaşı'nın yıldönümüdür; Sırp Knezi Lazar'ın Osmanlı'ya karşı verdiği savaşta hayatını kaybetmesi, Sırp kolektif hafızasında bir yenilgi değil, "şehadet ve fedakârlık destanı" olarak yaşatılır. Sırp ulusal kimliğinin ve Kosova miti'nin de bu mağlubiyet anlatısı üzerine kurulduğu düşünüldüğünde, milliyetçi Sırp örgütü Kara El'in (Ujedinjenje ili smrt) suikast için bu günü seçmesi rastlantı değildi. Örgüt, Bosna-Hersek'i Avusturya-Macaristan'ın yönetiminden çıkarmak ve birleşik bir Güney Slav devleti kurmak amacıyla o gün için altı suikast girişimi planlamış; yakalanma ihtimaline karşı suikastçılara siyanür kapsülleri verilmişti. Suikastçılar ve gizli ağın ana figürleri, 1914 Ekim'inde Saraybosna'da mahkemeye çıkarıldı; suikasta destek verdikleri belirlenen toplam yirmi beş kişi yargılandı.[7]
28 Haziran 1914 Pazar sabahı, örgütle bağlantılı Danilo Ilić (1890–1915), altı suikastçıyı konvoyun geçeceği güzergâha yerleştirdi. Franz Ferdinand ve Sophie, Ilidža Spa'dan trenle Saraybosna'ya hareket etti ve Bosna-Hersek Valisi Oskar Potiorek (1853–1933) tarafından istasyonda karşılandı; altı araçlık bir konvoy hazırlanmıştı.[7] Bosna-Hersek Valisi Oskar Potiorek bu saldırıdan yara almadan kurtuldu ve daha sonra görülen davada Gavrilo Princip, mahkemede aslında Sophie'yi değil, Vali Potiorek'i vurmayı amaçladığını ifade etti.[10]
Konvoy ilerlerken ilk suikastçı Muhamed Mehmedbašić (1887–1943)'in bulunduğu noktayı sorunsuz geçti. İkinci suikastçı Vaso Čubrilović (1897–1990)'un yanına gelindiğinde ise Čubrilović harekete geçemedi. Ardından Nedeljko Čabrinović (1895–1916)'in pozisyon aldığı Miljacka Nehri yakınlarına ulaşıldığında, saat 10.10'da Čabrinović bombasını fırlattı. Bomba, Franz Ferdinand'ın arabasını değil, arkasındaki aracın altında patladı ve 16–20 kişinin yaralanmasına neden oldu. Patlamanın ardından Čabrinović, siyanür kapsülünü yuttuysa da beklediği sonucu alamadı; yaz mevsimindeki kuraklık nedeniyle yalnızca yaklaşık 13 cm derinliğindeki Miljacka Nehri'ne atlayan Čabrinović kaçamadı ve kısa sürede yakalanarak tutuklandı.[7]
Franz Ferdinand, planlanmış resepsiyon için Saraybosna Belediye Binası'na geldiğinde Belediye Başkanı Fehim Čurčić (1866–1916)'in hoş geldiniz konuşmasını yarıda keserek, "Sayın Belediye Başkanı, buraya ziyarete geldim ve bombalarla karşılandım. Bu çok çirkin," dedi. Sophie'nin telkinleriyle sakinleşen Franz Ferdinand, halkın suikast girişiminin başarısızlığından duyduğu sevinç gösterilerinden moral buldu. Ardından programı iptal etmek yerine, bomba saldırısında yaralananları hastanede ziyaret etmeye karar verdiler. Yetkililerin güvenlik çekincelerine Franz Ferdinand, "Saraybosna'nın suikastçılarla dolu olduğunu mu düşünüyorsunuz?" diyerek yanıt verdi.[8]
Hastaneye daha sakin bir güzergâhtan gitmeleri kararlaştırıldı; ancak konvoydaki şoförlerden biri önceki programın güzergâhını izlemeye devam etti ve araçlar geri manevra yapmak zorunda kaldı.[7] Tam bu sırada, 19 yaşındaki Gavrilo Princip (1894–1918) yakınlardaki bir kafede sandviç yerken aracın önünde durduğunu fark etti ve yaklaşan arabaya doğru ilerledi.[9] Princip, Franz Ferdinand ve eşi Sophie’ye toplam iki el ateş etti; birinci kurşun Franz Ferdinand'ın boynuna saplanırken, ikinci kurşun Sophie'nin karnına isabet etti.[13]
Gavrilo Princip’in sıktığı kurşun, Arşidük Franz Ferdinand’ın boynundaki şah damarını (karotis arteri) parçalayarak kontrol edilemeyen, çok hızlı bir kanamaya yol açtı. Olay anında Arşidük yan koltuğa yığıldığında, yaveri Kont Franz von Harrach ve korumalar kanı durdurmak için hemen üniformasını açmaya çalıştı; ancak tören kıyafetinin yüksek ve sert yakası ile üst üste binen kumaş katmanları, kıyafetin elle yırtılmasına veya düğmelerinin hızla açılmasına izin vermedi. Yardım edenler sonunda bir makas bulup kıyafeti keserek yaraya ulaşabildi, fakat bu gecikme dahi, büyük damar yırtılması nedeniyle kaçınılmaz olan kan kaybı tablosunu değiştiremedi. Vurulduktan sonra Sophie hemen bilincini kaybederek Franz Ferdinand'ın bacaklarının üzerine yığıldı. Arabanın hızla geri manevra yaptığı sırada Franz Ferdinand'ın ağzından fışkıran bir kan sıçrantısı, arabanın basamağında koruma görevi üstlenmiş olan yaver ve nedimi Kont Franz von Harrach'ın (1870–1937) sağ yanağına çarptı. Harrach mendilini çıkarıp kanı silmeye çalışırken Düşes ona seslendi: "Tanrı aşkına, size ne oldu?" — ardından koltuğundan kayarak yüzü eşinin dizleri arasına düştü; Harrach başta onun korkudan bayıldığını sandı ve Sophie'nin de vurulduğunu hemen fark etmedi. Yalnızca Franz Ferdinand, boynundaki kurşuna rağmen eşine dönerek yalvardı: "Sopherl! Sopherl! Sterbe nicht! Bleibe am Leben für unsere Kinder!" — "Sopherl! Sopherl! Ölme! Çocuklarımız için yaşa!" diyebildi. Ardından Harrach, arşidükün başı öne düşmesin diye onu üniformasının yakasından tuttu; kendisinin durumunu sorduğunda Franz Ferdinand, kendi hayati yaralanmasını reddederek ve önemsemeyerek "Es ist nichts!" — "Hiçbir şey değil, endişe etmeyin, önemli değil" şeklinde yanıt verdi ve giderek bilincini yitirirken bu sözü altı ya da yedi kez yineledi; bu tavır, son ana kadar acısından çok eşi ve çocuklarının durumuna odaklandığını gösteriyordu. Arşidük, ilgilenilmesi gereken asıl yaranın kendi değil eşinin yarası olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Tıbbi müdahale için götürüldükleri Valilik Konağı'na varıldığında Sophie hayatını kaybetti; Franz Ferdinand ise onu yaklaşık on–on beş dakika sonra izledi.[13] Bugünün gelişmiş ameliyat teknolojileri ve kan nakli imkânlarıyla bile bu tür bir büyük damar yaralanmasından kurtulmak son derece zordur; 1914 yılında ise damarları onarma teknikleri, güvenli kan verme yöntemleri veya acil müdahale ekipmanları henüz çok sınırlıydı. Dolayısıyla Arşidük’ün yarasına o anda en deneyimli hekimler bile müdahale etse, dönemin tıbbi şartlarıyla hayatını kurtarmak neredeyse imkânsızdı.[12] Böylece suikast, yalnızca bir hanedan trajedisi olmaktan çıkarak Avrupa diplomasisinin kırılgan dengelerini altüst edecek bir zincirleme tepkinin ilk halkası hâline geldi.[11]
Bu suikast, yalnızca bir hanedan trajedisi değildi. Avusturya-Macaristan, Temmuz Ültimatomu olarak bilinen belgeyle Sırbistan'a 48 saat içinde tüm talepleri kabul etmesini bildirdi; aksi hâlde büyükelçisini geri çekip askerî önlemlere başvuracağını açıkladı. Sırbistan talepleri tamamen kabul etmeyince Avusturya-Macaristan, 28 Temmuz 1914'te savaş ilan etti. 1892 tarihli gizli Fransız-Rus ittifakı uyarınca Rusya ve Fransa seferberlik adımları attı; Rusya 29 Temmuz'da kısmi, 30 Temmuz'da ise genel seferberlik ilan etti. Bu gelişmeler, Avusturya-Macaristan ve Almanya'nın tam seferberlik ilan etmesiyle birlikte İtalya dışındaki tüm Büyük Güçleri hızla savaşa sürükledi. Franz Ferdinand'ın suikastı böylece Avrupa'daki ittifak sistemlerini tetikleyerek Birinci Dünya Savaşı'nın fitilini ateşledi; Gavrilo Princip o gün mermilerini yalnızca Franz Ferdinand'a değil, aslında milyonlarca insana sıkıyordu.[11]
Gavrilo Princip, suikastın gerçekleştiği tarihte henüz 20 yaşını doldurmadığı için Avusturya-Macaristan yasaları uyarınca idam cezasından muaf tutulmuş, bunun yerine ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Çocukluğundan beri veremle mücadele eden Princip'in hastalığı, hapishanenin ağır koşulları nedeniyle giderek ağırlaştı ve suikasttan yaklaşık dört yıl sonra, 28 Nisan 1918 tarihinde, 23 yaşında hayatını kaybetti.[9]
Peki bu tarihin odağındaki Arşidük'ün kişisel doktoru kimdi? 1895'ten 1914'e kadar saray hekimi olarak görev yapan Avusturyalı iç hastalıkları uzmanı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932), yalnızca Franz Ferdinand'ın kişisel doktoru olarak değil, aynı zamanda tıp tarihine adını veren bir sendromun da kaşifi olarak anılır.[14] Eisenmenger sendromu, doğumsal kalp kusuruna bağlı soldan-sağa şantın zamanla pulmoner vasküler hastalık ve siyanoz ile birlikte tersine dönmesiyle karakterize edilir; modern tanımlarda sistemik-pulmoner iletişim, pulmoner arter hastalığı ve siyanoz sendromun temel bileşenleri arasında sayılır.[12] Dr. Victor Eisenmenger, Franz Ferdinand'ın son nefesine yetişemedi ama adıyla anılan sendrom sayesinde başka hastaların nefesine nefes olmaya devam etti.
KAYNAKÇA