
3. Bosna’da Kırılgan Denge ve 28 Haziran Saraybosna Ziyareti
1878 Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti (1299-1922) için Balkanlar’daki hakimiyetin fiilen sona erdiğini, ancak hukuken sürdüğünü gösteren bir dönüm noktası oldu.[39][35] Bu antlaşma ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (1867-1918), Osmanlı toprağı sayılan Bosna Vilayeti’ni işgal ve yönetme yetkisini kazandı.[39][35] Böylece Bosna’da Osmanlı egemenliği nominal, yani yalnızca “kağıt üzerinde” kalırken, gerçek güç tamamen Viyana’nın eline geçti.[39][4]
Aynı süreçte Balkanlar’ın siyasi haritası yeniden şekillendi.[39] Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlıkları resmen tanındı, Romanya’nın bağımsızlığı onaylandı ve Bulgaristan Osmanlı’ya bağlı özerk bir prenslik haline getirildi.[39][24] Bu düzenlemeler, bölgede hem karmaşık hem de kırılgan bir yapı ortaya çıkardı.[24] Özellikle Sırbistan’ın bağımsızlığını kazanması ve Slav milliyetçiliğinin hızla yükselmesi, Balkanlarda gerilimi artırdı.[23] Ortaya çıkan bu istikrarsız zemin, yıllar sonra Saraybosna Suikastı ile patlak veren olayların ve nihayetinde I. Dünya Savaşı’nın başlamasına giden süreci hazırlayan en önemli nedenlerden biri oldu.[24][23]
1908 yılında Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından resmen ilhak edilmesi, bölgedeki Sırp milliyetçileri açısından büyük bir provokasyon olarak algılanmış ve derin bir infial yaratmıştı.[8][30] Bu gergin atmosferde, 1913 yılında İmparator Franz Joseph, Ordu Başmüfettişi sıfatıyla Arşidük Franz Ferdinand'a Haziran 1914'te Bosna'da gerçekleştirilecek geniş kapsamlı askeri tatbikatları bizzat denetleme görevini verdi.[30][29][4]
Başlangıçta plan yalnızca askeri manevraların izlenmesinden ibaretti; ancak daha sonra program genişletilerek Franz Ferdinand ve eşi Düşes Sophie'nin 28 Haziran'da Bosna'nın idari merkezi Saraybosna'yı resmi olarak ziyaret etmesi kararlaştırıldı.[37] Böylece Haziran sonundaki dağ tatbikatları askeri bir güç gösterisine dönüşürken, hemen ardından gelen Saraybosna ziyareti protokolün ötesine geçerek imparatorluğun bölgedeki varlığını ve otoritesini pekiştirmeyi amaçlayan sembolik bir mesaja dönüştü.[37][4][7]
Ziyaretin kişisel bir anlamı da vardı.[26] Gezi, Franz Ferdinand’ın Sophie ile evlenebilmek için imparatorluk huzurunda her şeyi göze alarak çocuklarının taht haklarından vazgeçtiği meşhur feragat belgesinin 14. yıldönümüne denk geliyordu.[26][20] Çiftin asıl evlilik yıldönümü 1 Temmuz’a yakındı; bu yüzden Saraybosna ziyareti aynı zamanda erken kutlanmış bir evlilik yıldönümü niteliği de taşıyordu.[26][20][19]
Franz Ferdinand, bu ziyareti imparatorluk içinde Güney Slavlarını da kapsayan reformist “Üçlü Monarşi” (Trializm) planı doğrultusunda halkla bağ kurmak için önemli bir fırsat olarak görüyordu.[21][40] Ayrıca eşi Sophie’nin morganatik evlilik nedeniyle Viyana saray protokolünde ciddi kısıtlamalar vardı; soyluluk unvanı yeterli görülmediği için resmi törenlerde kocasının yanında yer alamıyordu.[26][32] Ancak Franz Ferdinand askeri görev kapsamında eyaletleri ziyaret ettiğinde bu protokol kuralları geçerli olmuyor ve Sophie, resmi törenlerde eşinin yanında protokolde yer alabiliyordu.[4] Bu ziyaret, Sophie’nin kamuya açık ortamlarda kocasının yanında olabildiği ender fırsatlardan biriydi.[21][26]
Tatbikatların ve Saraybosna ziyaretinin organizasyonu ise Bosna-Hersek'in askeri valisi General Oskar Potiorek'e (1853–1933) bırakıldı.[29][4] Potiorek, 1902'de genelkurmay başkan yardımcılığına getirilmiş, 1910'daki teftiş görevinin ardından 1911'de Bosna-Hersek askeri valiliğine atanmıştı.[29] Kısa sürede, Avusturya-Macaristan yönetimine karşı çıkan Sırplara yönelik sert politikalarıyla dikkat çekti.[29][30] İmparatorun emri doğrultusunda Franz Ferdinand'ı Bosna'ya davet eden ve ziyaretin lojistik hazırlıklarını üstlenen de Potiorek oldu; ancak güvenlik düzenlemelerini son derece hafif tutması, ilerleyen süreçte trajik sonuçlar doğuracaktı.[37][4][29]
SON
Arşidük Franz Ferdinand’ın kişisel doktoru, 1895’ten 1914’e kadar saray hekimliği görevini üstlenen Avusturyalı iç hastalıkları uzmanı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932) idi. Eisenmenger yalnızca Ferdinand’ın özel hekimi olarak değil, aynı zamanda adıyla anılan Eisenmenger sendromunun tanımlayıcısı olarak tıp tarihine geçti.
Ferdinand’ın balgamında 1895’te tüberküloz basillerinin saptanması, onun ciddi bir hastalık sürecine girdiğini gösterdi ve bu bulgu Eisenmenger’in özel saray hekimi olarak atanmasının dönüm noktası oldu. Ancak bu ilişki dostane bir yakınlıktan çok, “azim ve irade mücadelesi” şeklinde tasvir edilir. Eisenmenger anılarında, Arşidük ile hiçbir zaman samimi bir dostluk kurulmadığını, hatta tanışmamış olsaydı kariyerinin daha iyi, yaşlılığının ise daha huzurlu geçeceğini belirtir.
Arşidük ise Eisenmenger’in yaşam tarzına getirdiği katı kısıtlamalardan sık sık şikâyet ederdi. Bir keresinde başka bir hasta Büyük Dük’ün “istediğini yapmasına izin verildiğini” söyleyerek öfkesini dile getirmiş, Eisenmenger ise geri adım atmadan tıbbi prensiplerini savunmuştu. Bu gerginliklere rağmen Ferdinand, Eisenmenger’in istifa girişimini reddederek ona olan güvenini sürdürdü.
28 Haziran 1914’te Saraybosna’daki suikast, yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nın fitilini ateşlemedi; aynı zamanda Eisenmenger’in saraydaki yaklaşık yirmi yıllık görevini de ani biçimde sonlandırdı. Arşidük’ün ölümünden sonra Eisenmenger’in hanedanla yolları ayrıldı. Buna karşılık, onun adıyla anılan sendrom modern tıpta hâlâ pulmoner vasküler hastalık ve siyanozla ilişkili doğumsal kalp kusurlarını tanımlayan bir kavram olarak yaşamaya devam ediyor.
Yani, Franz Ferdinand’ın kişisel doktoru Victor Eisenmenger idi; ilişkileri gergin ama profesyonel bir güven üzerine kurulmuştu ve Arşidük’ün ölümüyle bu bağ bir anda sona erdi.
Peki bu tarihin odağındaki Arşidük'ün kişisel doktoru kimdi? 1895'ten 1914'e kadar saray hekimi olarak görev yapan Avusturyalı iç hastalıkları uzmanı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932), yalnızca Franz Ferdinand'ın kişisel doktoru olarak değil, aynı zamanda tıp tarihine adını veren bir sendromun da kaşifi olarak anılır.[13] Eisenmenger sendromu, doğumsal kalp kusuruna bağlı soldan-sağa şantın zamanla pulmoner vasküler hastalık ve siyanoz ile birlikte tersine dönmesiyle karakterize edilir; modern tanımlarda sistemik-pulmoner iletişim, pulmoner arter hastalığı ve siyanoz sendromun temel bileşenleri arasında sayılır.[11] Dr. Victor Eisenmenger, Franz Ferdinand'ın son nefesine yetişemedi ama adıyla anılan sendrom sayesinde başka hastaların nefesine nefes olmaya devam etti.
Peki bu tarihin merkezindeki Arşidük’ün kişisel doktoru kimdi? 1895’ten 1914’e kadar saray hekimi olarak görev yapan Avusturyalı iç hastalıkları uzmanı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932), yalnızca Franz Ferdinand’ın kişisel doktoru olarak değil, aynı zamanda tıp tarihine adını veren “Eisenmenger sendromu”nun tanımlayıcısı olarak da anılır. Franz Ferdinand’ın 1895 yılında balgamında tüberküloz basillerinin saptanması, Veliaht’ın ciddi bir hastalık sürecine girdiğini gösteriyor ve Eisenmenger’in özel saray hekimi olarak görevlendirilmesinde dönüm noktası oluşturuyordu.
Victor Eisenmenger ile Arşidük Franz Ferdinand arasındaki ilişki, kaynaklarda sıcak bir dostluk olarak değil; “inat, disiplin ve irade savaşı” şeklinde tasvir edilir. Eisenmenger, anılarında Arşidük ile hiçbir zaman samimi bir yakınlık kuramadığını açıkça belirtmiş, hatta Ferdinand’la hiç karşılaşmamış olsaydı meslek hayatının daha başarılı, yaşlılık yıllarının ise daha huzurlu geçeceğine inandığını söylemiştir. Bu ifadeler, ilişkinin onun üzerinde bıraktığı psikolojik yükü de ortaya koyar.
Arşidük ise Eisenmenger’in koyduğu katı sağlık kurallarından sık sık rahatsızlık duyuyordu. Özellikle avcılık, seyahat ve yoğun askerî programlar gibi alışkanlıklarının sınırlandırılması Ferdinand’ı öfkelendiriyordu. Bir keresinde, kendisi kadar hasta olan başka bir büyük dükün istediği her şeyi yapabildiğini söyleyerek Eisenmenger’e çıkışmış; Eisenmenger ise yalnızca o asilzadenin doktoru olmadığını belirterek geri adım atmamıştı. Saray çevresinde emretmeye alışık bir veliaht için, karşısında tıbbî gerekçelerle ona sınır çizen bir otorite görmek alışılmadık bir durumdu. Buna rağmen Eisenmenger, kariyerini veya konumunu riske atma pahasına tıbbî prensiplerinden ödün vermemişti.
İlk yılları her iki tarafın da geri adım atmadığı bir “onur ve irade mücadelesi” olarak tanımlanan bu ilişki zamanla karşılıklı, temkinli bir güvene dönüştü. Eisenmenger bir defasında Arşidük hakkında istemeden saygısız bir yorum yaptığını düşünerek istifasını sunmuş, ancak Ferdinand bu istifayı reddetmişti. Veliahtın, “Bir hekim olarak sana güvenim tam; hâlâ sana ihtiyacım var,” dediği aktarılır. Bu sözler, aralarındaki gerginliğe rağmen Eisenmenger’in Franz Ferdinand üzerindeki tıbbî otoritesini ve güvenilirliğini gösteriyordu.
28 Haziran 1914’te Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da suikasta uğraması yalnızca Avrupa siyasetinde geri dönüşü olmayan bir kırılma yaratmadı; aynı zamanda Eisenmenger’in yaklaşık on dokuz yıldır sürdürdüğü saray hekimliği dönemini de fiilen sona erdirdi. Veliaht’ın boynuna isabet eden kurşun, dönemin tıbbî imkânlarıyla kurtarılması neredeyse imkânsız bir yaralanmaya yol açmıştı. Yine de bazı yorumcular, Habsburg çevrelerinin kurtarılamayan veliahdın ölümünün sessiz yükünü dolaylı biçimde saray hekimine yansıttığını öne sürer. Diğer bir olasılık ise Eisenmenger’in, Franz Ferdinand’ın ölümünden sonra saray çevresinden bilinçli biçimde uzaklaşmış olmasıdır.
Bugün Victor Eisenmenger’in adı, doğumsal kalp hastalıklarına bağlı pulmoner hipertansiyonun ileri bir formunu tanımlayan “Eisenmenger sendromu” ile yaşamaya devam etmektedir. Soldan sağa şantın zamanla geri dönüşsüz pulmoner damar hastalığına ve siyanoza yol açtığı bu tablo, modern kardiyoloji ve pulmoner hipertansiyon literatüründe hâlâ temel kavramlardan biridir. Böylece Saraybosna’da birkaç dakika içinde sona eren bir saray hayatına karşın, Eisenmenger’in adı tıp tarihinde yaşamayı sürdürmüştür.
Peki bu tarihin odağındaki Arşidük'ün kişisel doktoru kimdi? 1895'ten 1914'e kadar saray hekimi olarak görev yapan Avusturyalı iç hastalıkları uzmanı Dr. Victor Eisenmenger (1864–1932), yalnızca Franz Ferdinand'ın kişisel doktoru olarak değil, aynı zamanda tıp tarihine adını veren bir sendromun da kaşifi olarak anılır.[13] Ferdinand’ın 1895 yılında balgamında tüberküloz basillerinin (verem mikrobu) tespit edilmesi, onun ciddi bir hastalık sürecine girdiğini gösteriyor ve Victor Eisenmenger’in özel saray hekimi olarak atanmasının da dönüm noktasını oluşturuyordu.[13]
Victor Eisenmenger ile Arşidük Franz Ferdinand arasındaki ilişki, kaynaklarda gerçek bir dostluk olarak değil, “büyük bir azim ve inatçılıkla yürütülen bir mücadele” şeklinde tasvir edilir.[13] Eisenmenger, anılarında Arşidük ile aralarında hiçbir zaman samimi bir dostluk kurulmadığını açıkça belirtir; hatta Ferdinand ile hiç tanışmamış olsaydı kariyerinin çok daha iyi, yaşlılık yıllarının ise çok daha huzurlu geçeceğine inandığını söyleyerek bu ilişkinin kendisi için ne kadar yıpratıcı olduğunu itiraf eder.[13] Arşidük ise, Eisenmenger’in kendi yaşam tarzı ve faaliyetleri üzerine koyduğu katı kısıtlamalardan sık sık şikâyet ediyordu; bir keresinde, kendisi gibi hasta olan bir başka Büyük Dük’ün “istediğini yapmasına izin verildiğini” söyleyerek Eisenmenger’e sert çıkmış, Eisenmenger ise yalnızca o asilzadenin doktoru olmadığını söyleyip geri adım atmadan Arşidük’ün öfkesinin dinmesini beklemişti.[13]
Eisenmenger, Arşidük'ün sağlığını korumak için onun yaşam tarzına ve faaliyetlerine katı kısıtlamalar getirmiş, özellikle ilk iki yılı her iki tarafın da geri adım atmadığı bir “onur ve irade savaşı” olarak betimlemiştir.[13] Bir veliaht olarak kendi çevresine talimat vermeye alışık olan Franz Ferdinand, ilk kez karşısına çıkan ve tıbbi gerekçelerle ona ne yapması gerektiğini söyleyen bir otoriteyle yüzleşmek zorunda kalmış; Eisenmenger ise bu güç dengesine rağmen tıbbi doğrularından ödün vermeyen prensipli duruşuyla ona direnmiştir.[13] Böylece taraflar, birbirlerine taviz vermeden ama profesyonel bir güven zemini içinde yol almışlardır. Eisenmenger bir defasında Arşidük hakkında istemeden de olsa saygısız bir yorumda bulunduğunu fark etmiş ve derhal istifasını sunmuştur; ancak Ferdinand, “Bir hekim olarak sana güvenim tam, hâlâ sana ihtiyacım var,” diyerek istifayı reddetmiş ve bu gergin ilişkiyi sürdürmeyi tercih etmiştir.[13]
28 Haziran 1914'te Franz Ferdinand'ın Saraybosna'da suikasta kurban gitmesi, yalnızca Birinci Dünya Savaşı'nı tetikleyen siyasi bir kırılma değildi; aynı zamanda, Eisenmenger’in saraydaki yaklaşık on dokuz yıllık görev süresinin ve doğrudan etkisinin de ani biçimde son bulması anlamına geliyordu.[13] Eisenmenger sendromu, doğumsal kalp kusuruna bağlı soldan-sağa şantın zamanla pulmoner vasküler hastalık ve siyanoz ile birlikte tersine dönmesiyle karakterize edilir; modern tanımlarda sistemik-pulmoner iletişim, pulmoner arter hastalığı ve siyanoz sendromun temel bileşenleri arasında sayılır.[11] Belki de Habsburg hanedanı, Saraybosna’da artık geri çevrilemeyecek kadar ağır seyreden bir boyun yaralanmasının sorumluluğunu saray hekimine yükleyerek, kurtarılamayan bir hayatın faturasını sessizce Eisenmenger’e kesmişti; ya da Eisenmenger, Arşidük’ün ölümünden sonra kendini o kadar geri çekmişti ki, hanedanla yollarının ayrılması kaçınılmaz hale gelmişti. Kesin olan şu ki, Dr. Victor Eisenmenger’in Franz Ferdinand’la bitmeyen mücadeleyle örülü saray hayatı, Saraybosna’daki birkaç dakika içinde bir anda son buldu; buna karşılık adıyla anılan sendrom sayesinde başka hastaların nefesine nefes olmaya devam etti.[1]
28 Haziran 1914'te Franz Ferdinand'ın Saraybosna'da suikasta kurban gitmesi, yalnızca Birinci Dünya Savaşı'nı tetikleyen siyasi bir kırılma değildi; aynı zamanda, Eisenmenger’in saraydaki yaklaşık on dokuz yıllık görev süresinin ve doğrudan etkisinin de ani biçimde son bulması anlamına geliyordu.[13] Eisenmenger sendromu, doğumsal kalp kusuruna bağlı soldan-sağa şantın zamanla pulmoner vasküler hastalık ve siyanoz ile birlikte tersine dönmesiyle karakterize edilir; modern tanımlarda sistemik-pulmoner iletişim, pulmoner arter hastalığı ve siyanoz sendromun temel bileşenleri arasında sayılır.[11] Arşidük’ün ölümünden sonra Eisenmenger’in saray çevresinden yavaşça çekilmesi, geriye dönüp bakıldığında ister istemez şu soruyu akla getirir: Habsburg hanedanı, Saraybosna’daki geri çevrilemeyecek kadar ağır boyun yaralanmasının ağırlığını saray hekimine mi yükledi, yoksa Eisenmenger mi bu ölümün ardından bilinçli olarak geri planda kalmayı seçti? Bu sorunun kesin bir yanıtı yok; ancak kesin olan şu ki, Dr. Victor Eisenmenger’in Franz Ferdinand’la bitmeyen mücadeleyle örülü saray hayatı, Saraybosna’daki birkaç dakika içinde bir anda son buldu; buna karşılık adıyla anılan sendrom sayesinde başka hastaların nefesine nefes olmaya devam etti.[1]
KAYNAKÇA